AHLAK VE ADAB

_______________________________________________

Hazırlayan:Sadık Ahmet Özdeveci

_______________________________________________

 

 

 

 

 

                        İÇİNDEKİLER

 

Önsöz  ———————————————–  1

Hz.Pirin Kasideleri ——————————–  3

Cami ve mescide girme adabı ——————-   4

Cemaatin fazileti ———————————-  10

Namazın fazileti ———————————– 15

Teheccüd namazı ———————————- 19

Evvabin namazı ———————————— 22

İşrak namazı —————————————- 23

Kuşluk namazı ————————————- 25

Tesbih namazı ————————————– 26

Safa durma adabı ———————————–28

Namaza sonradan katılma ————————-33

Hz.Pirin kasideleri ———————————-36

Zikrin fazileti ve adabı —————————–37

Zikir adabı ——————————————-42

Mürşidi Kamil ————————————– 44

Mürid ———————————————— 49

Fatiha çekmek ————————————– 51

Mürşide selam vermek —————————- 52

İslamda güzel geçinme adabı ——————— 53

İslamda güzel huylar ——————————- 56

Adab Kasidesi —————————————74

Yeme-içme adabı ———————————– 75

Giyim adabı —————————————– 85

Uyku adabı —————————————— 91

Tuvalet adabı —————————————-99

Hamam adabı ————————————– 106

Dini Terimler —————————————114

Sünnet-i Seniyye ———————————–117

Naat-ı Şerif —————————————– 121

Evrad-ı Şerif —————————————-123

 

 

 

 

 

 

 

                                ÖNSÖZ

Bu  kitabı  hazırlamamızı nasip eden, bizleri bir İs-lam  ülkesinde Müslüman ana  ve babadan,Müslüman ola-rak doğmamızı  nasip eden  Allah’u Teala’ya hamdu sena-lar olsun.

Allah’u Teala’nın  bizlere  örnek  olarak  yarattığı Hz. Muhammed ( sav )’e,aline,ezvacına, ehlibeytine, asha-bına,  ensarına, muhacirine salat ve selam olsun, şefaatleri üzerimize nail olsun.

İlmin  bize  ulaşmasında, islamiyete  hizmet  etmiş, Allah’u Teala yolunda ömrünü tüketmiş,tabi-in,tebei tabe-in,eimmei  müştehitlerden, evliyalardan ve hak  erenlerden Allah’u Teala razı olsun.

Hz.Ali ( ra )’den  başlayıp  cehri zikre feyiz vermiş tüm zatlardan Allah’u Teala razı olsun.

Hz .Pir  Hasan Hüsamettin  Uşşakî’den  ailesinden, ervahından  ve Mürşidim  Hacı Fikriye Yarar’dan ve O’na kadar gelmiş geçmiş tüm Uşşakî  Pirlerinden,şeyhlerinden, sultanlarından,mürşitlerinden,müridlerinden Allah’u Teala razı olsun.

Bu kitabın  hazırlanmasında  yardımcı olup  hizmet edenlerden ve ailemden Allah’u Teala razı olsun.

Bundan  önceki  hazırlamış  olduğumuz  kitabımız “ Adab-ı Uşşakî ” de tarikatımız  ve cemaatimiz  hakkında bilgiler  vermiştik. Hazırlamış  olduğumuz  bu kitapta  ise toplum içerisinde dikkat edilip uygulanması gereken ahlak ve adab kurallarından bir kısmını yazmış bulunmaktayız.

Ahlak ve adabın sahibi  örnek insan  olarak yaratıl-mış olan Hz. Muhammed ( sav )’dır.Bizler O’nun ahlakına ulaştığımızda gerçek kurtuluşa erişmiş olacağız.Resulullah ( sav )’ın ahlakına  yaklaşmak, O’nun gibi düşünmek  dahi bizler için büyük bir nimettir,kurtuluşur.

Bu kitabı hazırlamaktaki maksadımız insanların bu hükümleri  bilmemesi  veyahutta  bildiği  halde uygulama-masından dolayı kaynaklanan eksiklikleri uyarmaktır.Oysa ki şeriat içerisinde vazgeçilmez hükümlerdir.

İnsanlar içerisinde üstünlük takvadan geçer.Takva-yı,artırıp ortaya çıkaran da ahlak ve adab kurallarıdır.Sün-neti seniyye ve hadislerle yaşamak gerçek Müslümanlığın yoludur. Peygamber (sav)’ın hayatı bir adabtır.Hepsini bu küçük kitaba yazma şansımız yoktur.Konuları parağraflar halinde kısa şekilde bahsetmek bizim için yeterli gelmese de amele geçirildiğinde faydalı olacağı aşikardır.

Allah’u  Teala  okuyup amel etmeyi nasip etsin,iki cihanda aziz eylesin, ibadetlerimizi kabul eylesin yüzümü-ze çarpmasın, Kendinden ayırmasın, rızası doğrultusunda yaşamayı nasip etsin.

 

 

 

 

 

Sadık Ahmet Özdeveci

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Katre sanan bilmez beni,deryalara umman beni,

Münkir olan bulmaz beni,sadıklara ayan benim

Geçtim dünya kesretinden,hazzım tevhid lezzetinden, Hamhane-i vahdetinden,müdam içen sekran benim.

Terk eyledim,nam-ü şanı,feda ettim o’na canı,

Keşfoldu sırrı Sübhani,esrarından hayran benim,

Bilmez oldum mah-ı visalim, Mansur hali oldu halim,

Enel Hakk’dır daim kalim,maksut olan canan benim,

Hüsam neyler can-u teni,çün gayriden oldu beri,

Talip olan gelsin beri,dertlilere derman benim.

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

 

Sala olsun aşıklara,deryaların ummanıyım.

Davetim var sadıklara,Salihlerin sultanıyım.

Terk eyledim nam-ü şanı,feda ettim ona canı,

Bana gelen bulur anıcan Yusufu Kenanıyım.

Cemalin görmeyen bilmez,gören hiç kendini bulmaz.

Halim beni kale gelmez,ehli derdin dermanıyım.

Nice bir kahrı ağyarın,rızası gerek dildarın,

Vuslat iyd’ine yarin,bin canla kurbanıyım

İhmal ehli menzil almaz,meclis’i irfana gelmez,

Hüsam beni ağyar bilmez,aşıkların bürhanıyım.

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

            CAMİİ VE MESCİDE GİRME ADABI

 

Mescid,ibadet edilen yerlere verilen bir isimdir. Mescidlerin  büyüğüne de Cami denir.Mescidler Allah’ü Teala’ya ibadet etmek için yapılmıştır. Bundan dolayı bü-yük şeref ve  fazileti  vardır.Mescidlerde insanlar ibadetle meşgul oldukları için kimse istediği gibi hareket edemez, taşkınlık yapamaz,etrafındaki insanların huzur ve huşusu-nu bozamaz.Bu hareketler Allah’ü Teala’ya yapılmış say-gısızlık olarak kabul edilir.

Bir mescidin ,içi ve arsası mescitten sayıldığı gibi semaya kadar olan bölümleri de bu hükümdedir.

Mescidlere abdestli olarak sağ ayakla girilir,selam verilir, selatü  selam  getirilip  “  Ya  Rabbi üzerimize rah-metinin kapılarını aç” diye dua  edilmelidir. Çıkarken sol ayakla  çıkılmalıdır. Sol ayak  ayakkabıya  basılmalı, sağ ayak ileriye atılıp sağ ayakkabı giyilir.Sonra sol ayakkabı giyilmelidir.Selatü selam getirilip “Ya Rabbi ! Üzerimize lütuf ve kereminin kapılarını aç” diye dua edilmelidir.

Mescidler  yol olarak  içinden geçilerek  kullanıla-maz. Kollar ve paçalar sıvalı olarak ve  cekedi sırtına atıl-mış bir şekilde mescide girilemez. Hayz ve nifaz olan ba-yanların ve cünüb olanların gusül abdesti almadan camiye girmeleri haramdır.Mescidlerin temizliğine zarar verecek işler yapılamaz,tükürülemez.Etrafa rahatsızlık verecek şe-kilde kokmak,kirli elbiselerle girmek, yüksek sesle konuş-mak,setr-i avrete dikkat etmemek,ayakları uzatıp oturmak, namaz kılanların önünden tedbirsiz geçmek,mescid içinde dilenciye para vermek,kirli çorap ve kokmuş ağızla mesci-de girmek doğru davranışlar değildir. Bu davranışlara ma-zeret aramak da yapmış olduğumuz hatayı arttırır,hatta kü-füre götürür.

Namaz için  mescide giderken temiz, tertipli ve te-vazu üzerine olunmalıdır.Çünkü mescidler mabeddir,mek-teptir,irşad yeridir,müminlerin buluşma ve toplantı yeridir, kültür evidir.

“Allah’a ortak koşanlar,kendi kafirliklerini biz-zat  kendileri şahitlik  ederken, Allah’ın mescitlerini i -mar etmeye layık değildirler.Onların bütün işleri boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır.”

            “ Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve  ahiret gününe iman eden,namazı dosdoğru kılan ,zekatı veren ve  Allah’tan başkasından korkmayan  kimseler  imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları  umulanlar bunlardır.”                                       Tevbe 17-18

Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılması-na  engel olan ve  onların harap olmasında çalışandan daha zalim kim vardır!Aslında bunların onlara ancak korkarak girmeleri gerekir(başka türlü girmeye hakla-rı yoktur). Bunun için dünyada rezillik, ahirette de bü-yük azap vardır”.                              Bakara 114

            Ayetlerden  anlaşıldığı  üzere mescitleri müminler inşa edebilmektedir. İçlerindeyse sadece  doğru yola  eriş-miş olanlar ibadetlerini devam ettirebilirler.Mescitlerin ha-rap  olup  kirlenmesinde veyahut  da  oraların yıkılmasına gayret gösteren zalimlerin olabileceğini unutmayalım.

Tirmizide Mu’az İbnu Enes’ten şu rivayette             “ Cum’a günü kim cemaatin  omuzlarını yararak i-lerlerse cehenneme bir köprü ittihaz olunur”.

Yapılan  bu hareket sadece  Cuma namazı için ge-çerli değildir.Diğer vakitler için de geçerlidir.Namaz için gelen  cemaatin  arkadan gelenlerce rahatsız  edilmemesi gerekir. Bunu sadece namaz olarak  düşünmeyelim. İlim, sohbet ve ibadet meclisleri vb. de buna dahildir.Buralarda boş bulunan yere oturulur. İleri geçilecekse açılınması ko-nusunda uyarılır.Şunu da iyi bilmek gereklidir ki ilk gelen-ler ön safları doldurmuş olsalar bu tür sıkıntılar yaşanmaz. Çünkü cami adabında cemaate sıkıntı vermek doğru değil-dir.

Hz. Cabir (ra) anlatıyor:

-Resulullah (sav) buyurdularki: “Sizden kimse,Cu-ma günü kardeşini kaldırıp sonra da yerine oturmasın.La-kin açılın desin.”

Nafi ( rahimehullah ) anlatıyor: “ İbni Ömer (ra)’i işittim.Diyorki: Resulullah (sav) kişinin bir başkasını kal-dırarak  yerine oturmasını yasakladı ”.Nafi’ye : Bu yasak cumaya mı mahsus diye soruldu: “ Cuma ve diğer günler de” diye cevap verdi.

Yaşadığımız şu günlerde bu tür olaylar mescitleri-mizde çok sık görülmektedir.Bu olay mescit adabın tama-men ters bir durumdur.Sonradan mescide giren kimselere yer vermek orada oturanın hür iradesine bağlıdır. Hürme-ten  kalkar yer gösterirse bunda bir sakınca yoktur. Fakat başkaları tarafından “kalk oradan amcam, deden otursun” diye telkinde bulunanlar mevcuttur.Bu davranışı yapmaya hakları yoktur. Eğer mescitte fetva veren, ilim dersi veren veyahut da halka Kur’an okuyup mukabele yapanların dai-ma oturdukları yerler var ise oralara oturulmaz. Oturan da kaldırıldığı zaman bu yasağa girmez.

Hz. Cabir ( ra ) anlatıyor: “Resulullah ( sav ) cuma günü minbere çıkınca “oturunuz”dedi. Bunu İbni Mes’ud (ra) işitince olduğu yerde oturdu.Tam mescidin giriş kapı-sının üstüydü.Resulullah (sav) onu bu halde gördü ve : Gel!Ey Abdullah İbni Mes’ud” buyurdu.

Resulullah ( sav ) bu hadiste eşiğe oturmayı uygun görmemiştir.

Hz. Enes (ra) anlatıyor:

Resulullah (sav) buyurdular: “ Mescitte tükrük ha-tadır,onun kefareti defnedilmesidir.”

Bu konuyla ilgili birçok hadis bulunmaktadır.Pey-gamber ( sav )’imiz mescitte bulduğu bir tükrüğü  oradan kaldırarak temizlemiştir.Sahabeye de mescitlere tükürme-lerini  yasaklamıştır. Mescit  içerisinde  gırtlak temizleme-meli ve hapşırırken ağızdan, burundan çıkan salyaları halı-lar üzerine sıçramamasına dikkat edilmelidir.Mescidin av-lusu da bu hükme dahildir.

Bununla beraber mescit içerisinde bir kaba dahi ol-sa abdest bozmak ve gaz çıkarmak yasaktır.

Hz. Büreyde (ra) anlatıyor: “Bir adam mescitte yi-tiğini ilan etti ve : “Kim kızıl deveyi gördü?” dedi.Bunu i-şiten Aleyhisslatü vesselam “Bulamaz ol!” mescitler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir ( gayrisinden başka maksatla kullanılamaz)” buyurdular.

Mescitler ilan ve reklam yeri değildir.Peygamberi-miz (sav)’in sözü bunu teyit etmektedir.

Ebu Davud’un rivayetinde :“Kim Cuma günü yıka-nır, dişlerini fırçalar, koku sürünür,en güzel elbiselerini gi-yer, çıkıp doğru mescide gelir, insanların omuzlarını yara-rak ilerlemeden yerini alır,sonra da kalkıp Allah’ın diledi-ği  kadar  namaz kılar, sonra imam hutbeye çıktığı zaman susup dinler,namazını bitirinceye kadar hiç konuşmazsa o Cuma ile diğer Cuma arasındaki küçük günahları kendisi-ne kefaret olur.”

Enes bin Malik ( ra )’dan : “ Kim ki abdestini alır sonra namaz kılmak için  mescide yönelirse her adımına bir hasene yazılır ki, bir hasene on mislidir ve bir günahı mahfolur.Namaz kılar,güneşin doğuşu esnasında geri dö-nerken vücudundaki tüylerin sayısı kadar hasene alır, ve makbul bir hac sevabı kazanır.Kuşluk namazını kılıncaya kadar camide beklerse her rek’atına  bir milyon hasene ya-zılır.Yatsı namazını cemaatle camide kılarsa,yine bu kadar mükafat alır.Ve üstelik bir de makbul bir umre sevabı ka-zanır.”

Müslim’den Ebu Hureyre Hz. bildiriyor: “Allah’ü Teala’nın,kendisiyle hataları mahvedip dereceleri yükselt-tiği  şeyi size bildireyim mi ! Şiddet ve melanet  anlarında adabına riayet ederek mükemmelce abdest almak,camilere gitmek ve  bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini beklemektir. İşte bu rıbattır.İşte bu rıbattır. İşte bu rıbattır. Murabıta kalbi ibadete bağlamaktır.”

Tabi-inden bir zat şöyle anlatıyor: “Sabahın erken saatlerinde  mescide gittim, bir de baktım ki Ebu Hureyre orada beni geçti.

Ebu Hureyre bana:

-Böyle erken saatlerde niye çıktın? dedi.Ben :

-Namaz için çıktım dedim.Ebu Hureyre:

-Sana müjde olsun, biz saatlerde  camiye  gelmeyi Allah rızası uğrunda ve Resul-i Ekrem ile yapılmış bir ga-za sayardık dedi.”

Mescitler hakkında Resulullah ( sav ) efendimizin birkaç hadis-i şerifi de şunlardır:

Hz. Ömer ibnü’l Hattab (ra) anlatıyor : Resulullah (sav)’in şöyle söylediğini işittim: “Kim içerisinde Allah’ın isminin zikredildiği bir mescit bina ederse Allah da onun için cennette bir ev bina eder.”

Hz. Ömer ibnü’l Hattab (ra) anlatıyor : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ameli bozulan her kavim mescitleri-ni süslemeye yönelmişlerdir”.

Ebu Saidi’l-Hudri (ra) anlatıyor:Resulullah ( sav ) buyurdular ki: “ Kim mescitten ( insanlara rahatsızlık ve-ren ) bir şeyi çıkarırsa Allah’ü Teala Hazretleri ona  cen-nette bir ev yapar”.

Peygamberimiz (sav) buyurdular ki:“Bir zaman ge-lecek,mescitlerde dünya işlerini konuşacaklar. Allah ( cc ) katında onların bir değeri yok. Sakın onlarla düşüp  kalk-mayın”.

Mescid adabı olarak sıralamış olduğumuz bu mad-deler uyulması gereken en önemli konulardır.Sahabe-i Ki-ram ve  Tabiin Kur’an  okumak,cami ve  cemaate gitmek, mescitleri imar etmek, Allah’ü Teala’yı zikir, emri bil ma-ruf nehyi anil münker olarak yaşadılar.

Mescitlere giderken huzur,huşu ve tevazu ile gidil-melidir. Peygamberimiz ( sav ) mescide giderken koşarak gitmeyi uygun görmemiştir.Namaz vaktine kadar itikaf ni-yet edilip bir an evvel Allah’ü Teala’nın davetine icabet e-derek mağfiret ve rızası istenir.

Biz Müslümanlar  camilerimizi  doldurup  oraları şenlendirmemiz gerekmektedir. İnsanların camiye  gelip Müslüman olduklarını topluma göstermeleri gerekmekte-dir. Mescitlere gelenlerin birbirleriyle kaynaşması  ve se-lamlaşmasına vesiledir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                        CEMAATİN FAZİLETİ

           

Sözlükte, topluluk bir yerde toplanmış insanlar ma-nasına gelir. Dinimizde  cemaate ve cemaat olmaya önem verilmiş ve teşvik edilmiştir. Hz.Muhammed (sav)’in üm-metini birliğe ulaştırmada en büyük vasıta namazdır.Gün-de  beş  vakit  camide buluşan  Müslümanlar  aralarındaki mevcut olan çeşitli farklılıkları , ayrılıkları,aralarına soku-lan nifak tohumlarını ortadan kaldırabilirler.Bu farklılıkla-rı siyasi, ırk, mevki, zenginlik  ve lisan  gibi çoğaltabiliriz.

Caminin çatısı altında birleşen mü’minler, Resulul-lah ( sav )’in bayrağı altında kaynaşacaklardır.İnsanlar boş kaldığında her biri, fitneye,gıybete,ayrılıklara düşebileceği aşikardır.Bu sebeple Resulullah ( sav ); Cemaat olmayı ve namazın cemaatle kılınmasını emretmiştir.

Ebu Davud bir rivayetinde: “Üç kişinin bulunduğu bir köy  veya kırda namaz cemaatle kılınmazsa şeytan on-lara mutlaka galebe çalmıştır.Cemaate iyi tutun.Zira kurt, sürüden ayrılanı kapar” buyrulmuştur.

Bir hadis-i şerifte Resulullah(sav) şöyle buyurmuş-  tur: “Bir kimsenin başkasıyla kıldığı namaz,tek başına kıl-dığından(sevapça) daha bereketlidir.İki kişi ile olan nama-zı da bir kişi ile beraber kıldığından daha bereketlidir.Be-raber  kılanlar ne  kadar çok olursa Allah indinde o kadar makbuldür.”

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki : Kişinin cemaatle  kıldığı namazın sevabı evinde ve çarşıda (iş yerinde) kıldığı namazdan yirmi beş kat fazladır.Şöyleki abdest alınca,güzel bir abdest alır,son-ra bir mescide gider,evinden çıkarken sadece mescit gaye-siyle çıkmıştır.Bu sırada attığı her adım sebebiyle bir dere-ce yükseltilir,bir günahı affedilir.Namazı kıldı mı,namaz-gahında olduğu müddetçe melekler ona rahmet okumaya devam ederler ve şöyle derler : “Ey Rabb’imiz  buna rah-met et,merhamet buyur.” Sizden herkes,namaz beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir.”

İbnu Ömer (ra)’dan kaydedilen  bir rivayette şöyle denilmiştir: “Resulullah (sav) buyurdularki: Cemaatle kılı-nan namaz ayrı kılınan namazdan yirmi yedi derece üstün-dür”.

Ebu  Musa (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyur-dularki: Namazda en çok sevap alan kimse,en uzak olanla-rıdır,yürüme yönüyle en uzaktan gelenler,imamla kılınca-ya  kadar namazı  bekleyen kimse ,hemen  kılıp sonra  da uyuyandan daha çok sevaba mazhardır”.

Resulullah (sav)’in  namazları  cemaatle  kılmaya teşvik için belirttiği önemli hadislerden üç tanesini belirt-miş bulunmaktayız.Cemaatle kılınan namaz yirmi beş ve-ya yirmi yedi kat sevaba vesile olmaktadır.Namaza gitmek için atılan her adım ve namazı bekleme sevabı arttırmakta ve manevi kazanç sağlamaktadır.

Hadislerde cemaatle kılınan namazın faziletiyle il-gili olarak zikredilen sayının hikmeti nedir? Bazı  alimler bu hususta kesin konuşmaktan kaçınmışlardır.

-Bu reyle anlaşılmaz.Onun mercii,insan aklının ha-kikatini  tam olarak  idrakten aciz  kaldığı nübüvvet (nebi olmak) ilmine girer,derler.

Bu meselede cesur davranan İbnu Hacer cemaatle kılınan namazının sevabını münferit  kılınan  namaza nis-betle yirmi beş kat artışının sebebini,cemaate katılmaktan hasıl olan yirmi beş ayrı faziletle izah eder ve bu faziletleri sayar. Cemaatle kılınan  namazın kadrini anlamamıza yar-dımcı  olacağı  ümidiyle aynen yazıyoruz. Kaydedilen her husus rivayetlerden alınmadır.Bu sebeple açıklamalar fev-kalade isabetlidir.

1-Namazı cemaatle kılma niyetiyle müezzine ica-bet etmek

2-Vaktin evvelinde,erkenden gitmek

3-Sükunetle mescide yürümek

4-Mescide dua ederek gitmek

5-Girince tahiyyetül-mescid namazı kılmak (kera-hat vakitleri haricinde)

6-Cemaati beklemek

7-Meleklerin,musalli için rahmet duaları ve istiğ-farları

8-Meleklerin musalli (namaz kılan) lehine şaha-detleri

9-İkamete icabet

10-İkamet sırasında kaçtığı için şeytandan selamet-te kalmak

11-İmamın iftitah tekbirini bekleyerek durmak ve-ya imamı hangi halde bulduysa hemen dahil olmak

12-İmanın iftitah tekbirine yetişmek

13-Safların düzeltilip,aralardaki açıklıkların gide-rilmesi

14-İmam “semi’allahü limen hamideh” deyince ona (Rabbena ve lekel hamd) diyerek cevap vermek.

15-Umumiyetle sehivden emniyette kalmak ve ha-ta halinde imamın,tesbih veya açma yoluyla uyarılması

16-Münferit  kılanı  meşgul eden birçok şeyden u-zak  kalarak huşuya kavuşma

17-Daha düzgün bir kıyafetle olmak

18-Meleklerin kanatlarıyla kuşatması

19-Kıraatin güzelleşmesi ve namazın erkan ve ada-bının öğrenilmesi,antremenı

20-İslam’ın mühim bir şiarını izhar etmek

21-İbadet için  toplanmaya şeytan burnunun sürtül-mesi,kulluğa boyun eğme,tembelliğin gayrete gelmesi var-dır.

22-Münafıklara has bir sıfattan ve “namazı terk et-ti” şeklinde düşünülecek bir suizandan selamet bulmak

23-İmamın selamına mukabele

24-Zikir ve dua için teşkil edilen cemaatten ve ka-millerin bereketinin,nakıslara sirayetinden istifade

25-Komşular arasında ülfet ve kaynaşma nizamı-nın kurulması ve namaz vakitlerinde dayanışma husülü

Bu yirmi beş hasletten her biri hakkında hadislerde ya bir emir,ya bir teşvik gelmiştir.Geriye kalan iki haslette cehri namazlarla ilgilidir.

1-İmam okurken susup dinlemek

2-İmam  Fatiha’yı okuyup  veleD-Dallin  deyince meleklerin “amin” ine tevafuk etmek maksadıyla amin de-mektir.

Böylece  yirmi yedinin cehri namazla ilgili olduğu görüşü üstünlük kazanır.

Hz. Osman (ra) anlatıyor:  “Resulullah (sav) şöyle diyordu: “Kim yatsıyı bir cemaat  içerisinde kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibi olur,kim de sabah namazı-nı  bir  cemaat   içinde  kılarsa sanki gecenin tamamını na-mazla geçirmiş gibi olur.”

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyur-dular  ki: “Münafıklara  en ağır gelen namaz yatsı namazı ile sabah namazıdır.Eğer bu iki namazdaki hayrın ne oldu-ğunu  bilselerdi  emekleyerek de olsa onları kılmaya gelir-lerdi ( Nefsimi kudret elinde  tutan Zat’a  kasem olsun ! ). Ezan okutup namaza başlamayı,sonra halkın namazını kıl-dırması için yerime birini bırakmayı,sonra da beraberlerin-de odun desteleri olan bir grup erkekle namaza gelmeyen-lere gitmeyi ve evlerini üzerlerine yıkmayı düşündüm.”

Hz. Resulullah (sav) buyurdular ki: “Herkim sabah namazının farzını cemaatle kılarsa,kıyamet gününde yüzü ayın on dördü gibi parlar,öğle ve ikindi namazlarının farz-larını cemaatle kılarsa,Hak Teala o kula bir saf melek mü-vekkel kılıp ,kıyamet gününe  kadar onun için tesbih eder-ler.Her kim akşam namazını cemaatle kılsa,Hak Teala Hz. o kişiyi peygamberlerle haşr eder.Her kim yatsı namazını cemaatle  kılsa  o kimse ile Hak Teala arasında hicab kal-maz”.

Hz. Resulullah (sav) buyurmuştur: “Cebrail (as) gelerek :

-Ey Muhammed, Allah’ü Teala sana selam etti.Ce-maati terk eden kimse cennet kokusu alamadığı gibi dünya ve  ahirette mel’undur. Aynı zamanda cemaati  terk  eden kimsenin yüzüne güler yüzle bakan da Kabe’yi yıkmış ka-dar günah kazanır.Cemaatle namaz kılmayı seven kimseye Allah’ü Teala  ölüm meleğini peygamberlere  gönderdiği gibi lütufkar ve mülayim olarak gönderir.Mezarını cennet bahçelerinden bir bahçe haline sokar ve mezarına iki kapı açar” dedi.

Yukarıda bahsolunan  hadislerde cemaat  olmanın fazileti anlatılmaktadır. Sevapların bol olup kazancın yük-selmesi  cemaatle  beraber olamakla elde edilir. Buna  bir gurup  alim farz-ı ayın,bir grup da sünnet-i müekkede de-miştir.İkisinin de terki doğru değildir.Camileri terk etmek-le  Resulullah (sav)’in sünnetini terk etmiş olursunuz.             Sünneti terk eden kişi küfre düşüp bütün bu sevap-lardan mahrum kalır.

 

 

 

 

 

NAMAZIN FAZİLETİ

           

            Cenab-ı Allah’ı bir kabul etmek onun eşsiz varlığı- nı tasdik etmek,tanımak,bilmek bizlere farz olan en büyük görevdir. Hazreti Allah’ı tanımak üzerimize farzdır. Onu daima zikredebileceğimiz en önemli vazife namazdır.

Namaz,imanın alametidir,kalbin nurudur,ruhun gı- dasıdır, mü’minin miracıdır.Bununla beraber namaz ruhu temizler,kalbi aydınlatır,kötülüklerden alıkoyar,mütevazi- liği ortaya çıkarır,sevgi ve şefkati arttırır.

Namaz bütün hak dinlere farz kılınmıştır. Resulul- lah(sav) da namaz kılmakla yükümlü olmuştur. Miraç ge-cesiyle beş vakit namaz ümmet-i Muhammed (sav)’e farz olmuştur.

Namaz aklı başında,buluğ çağına girmiş olan her- kese  farz olmuştur. Namaz insanın  Allah’ü Teala’ya bir  borcudur.Yerine getirilmesinde hiçbir tereddüde ve maze- rete yer verilmemesi gerekmektedir.İnsan namaz sayesin- de Allah’ü Teala’nın huzuruna yükselir. Bu da bizler için  en büyük şereftir.

Namaz insanı düzenli bir hayat sürmeye, işlerinde düzenli davranmaya alıştırır.Tüm işlerini namaz vakitleri-ne  göre ayarlar. Doğruluk ve emin olma faziletini gelişti- rir.Toplum içinde saygı uyandırır.

Namaz kılmamakla hem dünya hem de ahirette a-zaba uğrayacaklardır.Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

“(onlar) derler:Biz namaz kılanlardan değildik”                                                     Müddesir 43

            “Sonra bunların arkasından bozuk bir güruh geldi,namazı ziyan ettiler ve şehvetlerinin ardına düş-tüler:bunlar da Gayya kuyusunu boylayacaklardır.”                                                         Meryem 59

Peygamberimiz(sav) buyurdular:”Beş vakit namaz, Allah o beş vakit namazı kulları üzerine farz kılmıştır.Kim bu beş vakit namazı eksiksiz  olarak, küçümsemeden  hak-

kıyla eda ederse  Allah indinde onun için cennete gireceği-ne dair ahd  vardır. Bu beş vakti eda etmeyen  kimse  için Allah yanında ahd yoktur. Dilerse onu cezalandırır,dilerse cennete koyar”

Başka bir rivayete göre Resulullah(sav):

“ Beş  vakit namaz, birinizin kapısının önünden  a-kan tatlı ve bol sulu bir ırmağa benzer. Ne dersiniz o kim-se günde beş defa bu nehre girip yıkansa onun vücudunda kir namına bir şey kalır mı?

Sahabeler:

-Hayır bir şey kalmaz

Resulullah(sav):

-İşte suyun kiri giderdiği gibi namazlar da günahla-rı (kötü huyları) giderir.”

Müslüm’den,Ebu Ümame (ra) anlatıyor:

-Bir adam Peygamberimiz(sav)’e geldi.Bir veya iki defa “ Ey Allah’ın Resulü, Allah’ın kanununu bana  tatbik et” dedi.Peygamberimiz oralı olmadı, sonra namaz kılındı. Namazdan sonra Peygamberimiz ( sav ) “nerede o adam?” diye sordu.O,”benim buradayım” dedi. Resulullah ( sav ): ”biraz önce güzelce abdest alıp bizimle beraber namazını kıldın mı?” diye sordu. Adam “evet” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav),”sen şu anda, ananın seni doğurduğu günkü gibi günahsızsın”,Allah şu anda Resul’üne inzal bu- yurdu : “ Gündüzün iki tarafında ve gecenin  gündüze yakın saatlerinde namaz kıl!Çünkü iyilikler kötülükle-ri giderir. Bu algılaması olanlara bir öğüttür”

                                                                Hud 114

            Hz. Ali (ra), Resulullah (sav)e bize namazın farzını sünnetini,adabını,kerahet ve hürmetini anlat da dinleyelim dedi.Resulullah(sav) buyurdular ki:

“Namaz:Allahü Tealanın razı ve meleklerin hoşnut olacağı bir ibadettir. Peygamberlerin  sünneti ve  marifetin nurudur.İmanın aslı ve duanın kabulüdür.Amellerin en üs-tünü ve rızkın bereketidir.Bedenin kuvveti ruhun nurudur. Ölüm meleği karşısında  şefaatçidir. Kabirde nur, Münker ve Nekir’in sorularına cevaptır. Kıyamet gününde  sahibi-nin üzerinde gölge ve sırat köprüsünde yoldur. Kişi ile ce-hennem arasında bir perdedir.Cennetin anahtarı ve cennet-te başının tacıdır. Farziyyetini inkar ederek namazı  terk e-den kafirdir. Ne mutlu o kimseye ki, Allah’ı zikir etmek o-nun gıdası,ölüm şerbeti,ünsiyet etmek rahatı, Kur’an azığı ve gece pazarı ola. Yine ne mutlu o kimseye ki,dünya eke-neği,ahiret harman yeri ola” buyurdu.

Muhammed İbni Şirin şöyle der:

-Eğer iki rekat namaz ile cennet arasında muhayyer kılınsaydım iki rekat namazı cennete tercih ederdim . Çün-kü  iki rekat  namazda Allah’ın rızası vardır. Cennette ise benim hoşnutluğum vardır.

Ebu Hureyre(ra):

-Kulun Allah’a en yakın bulunduğu an secde eder bulunduğu andır.O anda çok dua ediniz.

“…Secde et ve yaklaş!”                   Alak 19.

            “…Nişanları yüzlerindedir secde eserinden…”

                                                                       Feth 19

            Allah’ın Resulü buyurdular:

-Ademoğlu secde ayetini okuyup secdeye kapandı-ğı zaman şeytan,ağlayarak uzaklaşır ve “yazık!… Bu secde etmekle emrolundu, hemen secdeye kapandı, onun için bir cennet vardır.Bende secde etmekle emrolundum fakat em- re karşı geldim:Benim için de cehennem var!…” der.

Enes bin Malik(ra) bildirdiği hadis-i şerifte:

“Mü’min ,kıyamette en önce namazdan suale çeki-lir. Bu ümmete Allah’ü  Teala’nın ilk farz kıldığı amel na-mazdır.”

Ebu Hureyre(ra) nakletti:

-Resulullah (sav)’dan duydum “ Mümin,  kıyamet günü  ilk önce  farz  namazlarından  suale çekilir,  farz na-mazlarını tam ve  düzgün  kılmış  ise ne güzel, böyle  yap-mamışsa, bakılır, nafilesi, sünneti varsa, farzdan  eksiklik-ler onlarla tamamlanır. Sonra diğer amelleri için de böyle yapılır.

Bir ara Allah’ın Resul’üne soruldu:

-Amellerin hangisi daha faziletlidir?Buyurdular ki:

-Vaktinde kılınan namaz ! Kim ki güzel abdest alır ve beş vakit namazını vaktinde kılarsa kıyamet günü o na-maz onun için bir nur ve  elinde bir senet olur. Kim de na-mazı kılmaz terk ederse kıyamet günü Firavun ve  Haman ile haşredilir.

Namaz vaktini üç kısma ayırmışlardır. İlk kısımda kılınan  namazın nuru, sevabı ve  vazifeyi  yerine getirme vardır.İkinci kısımda kılınan namazda nuru kalkar, sevabı ve vazifeyi yerine getirme kalır.Üçüncü kısımda da sevabı kalkar,sadece insan vazifesini yerine getirmiş olur.

Yerine getirildiğinde hem dünyada hem de ahirette büyük ikramlar sağlayan namazı huzur,huşu,adab,haya ve tadil-i erkan içinde kılmak gerekmektedir.Tadil-i erkan ne-dir?diyecek olursanız. “ İmamı Azam Ebu Hanife’nin bize tarif ettiği namazdır”deriz.

Dünyalık işleriniz için ceketinizin düğmesini insan-lar için ilikliyorsanız, sahibimiz Cenab-ı Hakk’ın huzurun-da nasıl davranmak gerektiğini düşünmekte  fayda  vardır. Kula kulluk yapıp şirke giren kimseler ahiretlerini tehlike-ye atarlar.Namazı Allah ü Teala’nın rızasını kazanmak ve onun huzuruna çıkmak için kılan kimselerin makam ve de-receleri iki cihanda Âla olur.

Sınırsız fazilet ve ikramlarla dolu namazdan  uzak durmayalım.

Farz ve sünnet namazlarından ayrı kulların manevi derecelerini yükseltmek için  günlük kılabilecekleri nafile namazlar bulunmaktadır.Bu nafile namazlar şunlardır:

 

TEHECCÜD NAMAZI

Ebu Hureyre(ra) anlatıyor:Resulullah( sav ) buyur-dular ki : “ Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ay’ı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en eftal namaz da gece namazıdır”

Farz namazlarından sonra en faziletli namaz olarak anlatılan teheccüd  namazını Nevevi ve  Tibi şöyle  değer-lendirmişlerdir. “ Hayatıma yemin olsun teheccüd namazı-nın hiçbir fazileti olmasa bile ona fazilet olarak şu ayetteki ifade kafidir: “ Gecenin bir bölümünde de sana mahsus fazla bir namaz olarak uykudan kalk,Kur’an ile tehec-cüd  kıl;yakındır ki Rabb’in seni övgüye değer bir ma-kama ulaştıra.”                                             İsra-79

Gecenin olmadığı  yani devamlı gündüz  oluşumu, gündüzün olmadığı devamlı gecenin olması insanları sıkar ve bıktırır.Cenab-ı Hakk bizlere geceyi bir örtü olarak isti-rahat etmemiz için yaratmıştır.Kuran-ı Kerim’de böyle an-latılır.

Bazı insanlara göre gecenin karanlığı her türlü pis işlerini yürütmek için kullandığı bir vakittir.Oysaki insan-ların yatıp istirahat ettikleri bu vakitlerde uykusunu terk e-dip Allah’ü Teala’nın huzuruna çıkmak için gayret göste-ren ibadet ehli insanlar da bulunmaktadır. Bundan dolayı gece yapılan nafile ibadetler gündüzünkinden daha fazilet-lidir.Gece vakitlerinde bir vakit vardırki duaların kabul ol-duğu ve hacet kapısının açıldığı vakittir.

Hz. Cabir ( ra ) anlatıyor: Resulullah ( sav ) buyur-dular ki:“Gecede bir  vakit vardır ki  Müslüman bir kimse-nin Allah’tan dünya ve ahirete müteallik bir hayır talebi o saate rastlarsa, Allah dilediğini ona mutlaka verir.Bu saat her gecede vardır”.

Bu faziletli saatleri karanlık görüp,karanlığa düşen insanlar ömürlerini boşa geçirip tüketen insanlardır.

Teheccüd namazı kulu Allah ü Teala’ya yaklaştırır, günahlardan uzaklaştırır,günah işletmez,günahlara kefaret ve örtü olur , bedenden hastalıkları çıkarır , sıhhate vesile olur.

Hz. Bilal(ra) anlatıyor:Resulullah(sav) buyurdular-ki: ” Size geceleyin  kalkmayı tavsiye ederim,çünkü o siz-den önce yaşayan Salihlerin  adetidir. Rabb’inize yakınlık (vesilesi) dir; günahlardan koruyucudur, kötülüklere  kefa-rettir, bedenden hastalığı kovucudur”.

Bir rivayete göre: “Her gece Allah’ü Teala aynı şe-kilde nida eder: “Bir dileği olan yok mu,kabul edeyim, af edilmek isteyen yok mu,af edeyim,haceti olan yok mu,ve-reyim,mağfiret olunmak isteyen yok mu,mağfiret edeyim” diye kullarına seslenir”.

Ubadetu’bnu’s-Samit (ra) anlatıyor:                                     Resulullah(sav) buyurdularki:“Geceleyin kim uya-nırsa şunu söylesin:Allah’tan başka ilah yoktur,o birdir,or-tağı yoktur, mülk onundur,hamd de O’na aittir. O her şeye kadirdir. Hamd Allah’a aittir,Allah münezzehtir, Allah bü-yüktür, bütün amel ve ibadetler için gereken güç ve kuvvet Allah’tandır”.

Sonra aleyhisselatü vesselam buyurdular: “Rabb’im beni affet” desin veya dua ederse duasına cevap verilir.Eğer abdest alır ve namaz kılarsa namazı kabul edi-lir.

Mugıre İbnu Şu’be (ra) anlatıyor: “Resulullah(sav) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp  namaz  kılardı. Kendisine “ Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını af-fetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)” denildi.

“Şükredici bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.

Kendini bilen kul , dünyada kendisine bir iyilik ya-pıldığı zaman gidip teşekkür etmesini bilendir. Oysaki kul kendine birçok nimetler veren Allah ü Teala’ya şükretme-yi unutmaktadır. Bir başka kulu  vesile kılıp iyiliğini kulu-na ulaştıran  Cenab-ı  Hakk’tan  başkası  değildir. Bundan dolayı bizler kul olarak şükrümüzü hamd’ımızı Yaradan’ı-mıza göstermek zorundayız.Şükür için namaz kılmak ame-li yollardan biridir.

Kalple şükür: zahir ve batın bütün nimetleri ,bu ni-metlerden yararlanmayı Allah’tan bilip,hayatını bu anlayı-şa göre yönlendirmesi,şekillendirmesidir.

Hz. Aişe(ra) anlatıyor: “Resulullah ( sav ) gece na-mazını hiç terk etmezdi, öyleki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı” diye anlatmıştır. Bundan şu çıkmaktadır:

Teheccüd namazı Peygamberimiz (sav)’e farz,üm-metine sünnet olmuştur.

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resulullah ( sav )’ın gece namazı on rekattı.Bir rekatte tek kılardı.Sabahın sünnetini iki rekat kılardı.Böylece hepsi 13 rekat olurdu.”

Dört rekatten  başlayıp on rekate  kadar  kılınan te-heccüd namazı öğle ezanı saatinin,geceki karşılığında baş-layıp (öğle ezanı saat 12’de okunuyorsa teheccüd vakti de gece 12’de başlar) imsak vaktine  kadar devam eder.İki re-katte bir selam vermek nafile namazlarda müstehabtır.

İnsanların gecelerini namaz,zikir ve ibadetle süsle-mesi en mühim ahiret yatırımıdır.Bunun da en güzel şekli teheccüd namazıdır.

 

EVVABİN NAMAZI

Akşam namazından sonra kılınması sünnet,müste-hab olan altı rekat namazdır.

Evvabin kelimesi işlediği bir günahtan hemen tev-be ve istiğfar eden demektir. Tevbe ve  istiğfar edenlerin namazı  demek olan evvabin namazını kılmak  hadislerle teşvik edilmiştir.

Hz. Enes (ra): “Geceleri pek az uyurlardı”                                  Zariyat 17 mealindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı: “Onlar akşamla yatsı arasında namaz kılarlardı”.

Bir ayette şu ziyade vardır: “Böylece yanları ya-taklarından aralaşır(uzaklaşır)”.        Secde 16

            Sadedinde olduğumuz Hz. Enes (ra) rivayeti ise a-yetin akşamla yatsı arasında namaz kılanlar hakkında gel-diğini söyleyerek bu esnada kılınan ve  umumiyetle evva-bin namazı diye bilinen nafile namazın ehemmiyetine par-mak basmış olmaktadır.

Bu konuda Ebu Hureyre(ra)’dan nakledilen bir ha-diste Peygamberimiz ( sav ) şöyle buyurmuştur: “Kim ak-şam namazından sonra aralarında kötü bir şey konuşmak-sızın altı rekat namaz kılarsa,kıldığı bu altı rekatlik namaz onun için on iki senelik ibadete denk kılınır(Tirmizi).

Tabarani’den  nakledilen  hadiste  Hz.  Peygamber (sav): “Her kim akşam namazından sonra altı rekat namaz kılarsa denizlerin köpükleri kadar olsa bile günahları affe-dilir.” diye buyurmuşlardır.

İhyau Ulumi’d-din’de Said Bin Cübeyr’in Sevban dan rivayetine göre Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Akşam ile yatsı arasında hiç konuşmadan namaz kılmak ve Kur’an okumak suretiyle  camide bekleyen kimse için, Allah’ü  Teala cennette iki köşk bina  eder: Her köşkün u-zunluğu yüz senelik mesafedir.Bu iki köşk arasında bütün dünya halkına yetecek genişlikte bahçeleri onun için mey-dana getirir.”

İbni Abbas (ra) bildirdiği hadiste:”Bir kimse akşam namazından  sonra  kimseyle  konuşmadan, dört  rekat na-maz kılsa onun o namazı illiyyine çıkarılır. O kimse Kadir gecesini Mescid-i  Aksa’da ihya etmiş olur. O namaz gece uykusundaki namazdan hayırlıdır” buyurmuşlardır.

İlliyyin:Cennetin en yüksek tabakası demektir.Ahi-rete giden kamil mü’minlerin yeri,Hafaza meleklerinin di-vanları ismidir ki,salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahi-rette yüksek dereceye dergah-ı  rızaya en yakın olan  dere-cedir.

Hadiste dört rekat beyan olan evvabin namazına iki rekat akşam namazının sünneti ilave  edilerek altıya  çıka-rılmaktadır. Hanefi  alimleri sünneti bunun dışında bulun-durmuşlardır. Evvabin namazı Hanefi alimlerine göre altı rekat beyan edilmiştir. Cenab-ı  Allah kılmayı nasip etsin. Amin.

 

 

                              İŞRAK NAMAZI

            İşrak namazı fazileti çok büyük olan nafile namaz-lardan biridir.Bu namaz hakkında birçok beyan vardır. Sa-bah  namazını kılan bir kimsenin kerahat vakti  çıkıncaya kadar vaktini zikir ve ibadetle geçirip  işrak namazı  kılan-lara rivayete göre “Hac ve Umre sevabı” verilmektedir.

Ebu Zerr ve Ebu ‘d-Derda ( ra ) anlatıyor:                                                   “ Resulullah ( sav ) buyurdularki: “Allah’ü  Teala Hazretleri dedi ki: “Ey Ademoğlu! Günün evvelinden be-nim için dört  rekat namaz kıl.Ben de sana günün sonunu garantileyeyim” .

Alimler hadisten şu manayı çıkarmışlardır:               “Cenab-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Ey insanoğ-lu! Günün başında kalbini ibadetim için  dünyevi meşguli-yetlerden uzak tut. Bana yönel. Ben de günün sonunda se-nin  ihtiyaçlarını  yerine getirerek  senin zikrini o  dünya meşgalesinden uzak tutayım”.

Günün başında Rabb’ini zikredenin günün sonuna kadar Cenab-ı Hakk’tan ihtiyaçlarının karşılanacağı hadis-te beyan edilmiştir.

Sultan-ı  Enbiya ( sav ) “ Sabah namazını kıldıktan sonra dünya kelamı söylemeden kıbleye karşı durup güneş bir mızrak yükseldikten sonra iki rekat  İşrak namazı kılan kimse şüphesiz cennetliktir.” diye buyurmuşlardır.

Hasan bin Ali’nin ( radiyallahü anhüma ) bildirdiği hadis-i şerifte: “ Bir kimse bir mescitte sabah namazını kı-lıp sonra Allah’ü Teala’nın zikri ile meşgul olarak  güneş doğuncaya  kadar otursa, güneş doğduktan sonra  Allah’ü Teala’ya hamd edip, kalkıp iki rekat namaz kılsa, Allah’ü Teala kıldığı her  rekata  karşılık ona cennette bir  milyon köşk ihsan eder.Her köşkte milyon huri vardır.Her hurinin yanında binlerce hizmet ediciler vardır” buyurdu.

Hz. Enes(ra) bildirdiği hadiste: “Rızkınızı aramak-ta uyku ve gaflette olmayınız ” buyrulduğunda  rızkın  bu vakitte dağıtıldığı beyan edilmiştir.

İşrak namazı dört rekat olup;

Birinci rekatında Fatiha,Elem neşrahleke

İkinci rekatında Fatiha,İzacae

Üçüncü rekatında Fatiha,Hüvallahüllezi

Dördüncü rekatte Fatiha,İhlas

Sureleri ile kılınması tavsiye edilmiştir.

 

 

KUŞLUK  (DUHA)  NAMAZI

Hz. Aişe(ra): “Resulullah ( sav ) Kuşluk namazını her kılışında mutlaka ben de kıldım” diye nakletmiştir.

Kuşluk vaktinde kılınması  mendub olan nafile na-mazdır. Kuşluk namazının vakti sabahleyin  kerahat  olan vaktin çıkmasıyla başlar.Kerahat vakti güneşin doğmasın-dan bir mızrak boyu yükselmesi(Türkiye’de kırk-elli daki-kalık bir süredir)dir. Bu sürenin geçmesiyle başlar. Öğlen namazından önceki kerahat vaktinin(öğlen namazı vaktin-den  kırk-elli dakika önce kerahat vakti girer ) girmesiyle biter. Fakat  caiz  olan güneşin hararetinin  arttığı  vakitte  başlaması müstehabtır.Bu vakit gündüzün dörtte bir mikta-rı geçtikten sonraki vakittir.Buna delil olarak

Zeyd İbnü Erkam (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki: “ Kuşluk namazı, boduğun ( deve yavrusu-nun) ayağı kumdan yanmaya başladığı andan itibaren kılı-nır”.

Tirmizi’nin bir rivayetinde Efendimiz (sav): “Kim kuşluk namazını on iki rekat kılarsa Allah ona cennette bir köşk bina eder” buyurur.

Tabarani’nin bir rivayetinde kuşluk namazının on iki rekat olmasına teşvik olduğu gibi iki rekat olabileceği-ni de ifade eder. “Kuşluğu kim iki rekat kılarsa gafillerden yazılmaz. Kim  dört rekat kılarsa tevbe edenler arasına ya-zılır.Kim altı rekat kılarsa bu ona o gün kafidir. Kim sekiz rekat kılarsa abidlerden biri olarak yazılır.Kim on iki rekat  kılarsa Allah ona cennette bir köşk verir”.

Büreyde (ra) anlatıyor: “ Resulullah (sav) buyurdu-larki: “İnsanda üç yüz altmış mafsal vardır. Her bir mafsal için bir sadakada bulunması gerekir.” bunu işitenler “buna kimin gücü yeter” dediler.Aleyhisselatü vesselam mescitte toprağa gömeceği  bir balgam, yoldan bertaraf edeceği  bir engel,bunları bulamazsa kuşluk vakti kılacağı iki rekat na-maz”.

Resul-i Ekrem(sav) buyurduki: “Ya Eba Hureyre! Kuşluk namazını terk etme ! Cennetin bir kapısı vardır ki ona “Duha kapısı” derler.Bu kapıdan yalnız Kuşluk nama-zı kılanlar girer”.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resulullah ( sav ) buyurdular ki: “Kim Kuşluğun bir çift (namaz)’ine devam ederse, deniz köpüğü  kadar çok da olsa Allah günahlarını affeder”.

 

TESBİH NAMAZI    

İbnu Abbas (radiyallahü anhüma) ve Ebu Rafi (ra-diyallahü anh) anlatıyor: “ Resulullah ( aleyhisselatü ves-selam), Abbas İbnü Abdilmuttalib (radiyallahü anh)’e de-diler ki: “Ey Abbas ,ey amcacığım!Sana bir iyilik yapma-yayım mı?Sana bağışta bulunmayayım mı?Sana ikram et-meyeyim mi ? Sana on haslet(in hatırlatmasını) yapmaya-yım mı?Eğer sen bunu yaparsan Allah senin bütün günah-larını önceki-sonraki,eskisi-yenisi,hataen yapılanı-kasden yapılanı,küçüğünü-büyüğünü,gizlisini-alenisini yani hep-sini affeder.Bu on haslet şunlardır:Dört rekat namaz kılar-sın,her bir rek’atte Fatiha suresi ve bir sure okursun. Birin-ci rek’atte kıraatini tamamladın mı, ayakta olduğun halde on beş kere “Subhanallahi velhamdülillahi ve lailahe illal-lahu vallahu ekber” diyeceksin.Sonra rüku yapıp,rükuda iken aynı kelimeleri on kere söyleyeceksin. Sonra secde edip,secdede iken onları onar kere söyleyeceksin. Sonra başını secdeden kaldıracaksın, onları onar  kere söyleye-ceksin.Sonra tekrar secde edip aynı şeyleri onar kere söy-leyeceksin. Sonra başını kaldırır, bunları onar  kere  daha söylersin.Böylece her bir rek’atte bunları yetmiş beş defa söylemiş olursun .Aynı şeyleri dört rek’atte yaparsın. Di-lersen bu namazı her gün bir kere kıl. Her gün  yapamaz-san haftada bir kere yap,haftada yapamazsan her ayda bir kere yap.Ayda olmazsa yılda bir kere yap.Yılda da yapa-mazsan hiç olsun ömründe bir kere yap”

 

Tesbih namazını tarif edecek olursak

Sübhaneke’den sonra on beş defa

Fatiha ve Zammı sureden sonra on defa

Rükuda on defa

Rükudan kalkınca on defa

Secdede on defa

Secdeden oturunca on defa

İkinci secdede on defa

Toplam yetmiş beş defa “Sübhanallahi velhamdü-lillahi vela ilehe illallahü vallahü ekber ” denir. Her tesbi-hatın sonuncusunu okurken “ vela havle vele kuvvete ille billehil aliyyil azim” denir.Böylelikle ikişer rek’atten top-lam dört rekat kılınır.Toplam tesbihatın üç yüz adet okun-ması gerekir.

Tesbih  namazının belirli bir  kılma  vakti  yoktur. Kerahat vakti dışındaki her vakitte bu namaz kılınabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                           

                            SAFA DURMA ADABI

           

            Mescitlere  adab ve terbiye üzere gelen insanların namaza durmaları,saf düzenine uygun olmalıdır.Safa dur-mak da bir adab ve terbiyeye uygun olmalıdır.Bu adab ve terbiye Peygamberimiz (sav)’in tarif ettiği şekildir.

            Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak sava-şanları sever.”                                                       Saff – 4

            Ebu Mes’ud el Bedri(ra) anlatıyor:Resulullah (sav) namazda omuzlarımıza eliyle dokunur ve“düzgün olun ka-rışık  durmayın sonra  kalplerinize  de karışıklık  ve ihtilaf girer. Hemen arkama sizden akıl ve dirayet  sahibi  olanlar dursun.Sonra tedricen bunları takip edenler,sonra da onları takip edenler dursun” dedi.

Hadisten açıkça  anlaşıldığı  üzere imam olan  kişi-nin  arkasına ilim ve makam sahibi yani namazı devam et-tirebilecek kimselerin durması gerekmektedir.İlmi,yetki ve makamca önde olan yaşça  küçük  de olsa büyük sayılmış-tır. Yaşı  ilerlemiş herkes orada bulunacak diye bir şart bu-lunmamaktadır.

İbni Abbas ( ra ) anlatıyor: Resulullah (sav) ile bir-likte ( bir gece ) namaz kıldım.Soluna duruvermiştim, per-çemimden tutarak sağına koydu.

Anlatılan olayda  imama  uyan kişi tek ise  imamın sağına ve bir adım  gerisine durmalıdır. Sünnet olan budur. Ancak kişinin imamın önüne geçmemesi gerekmektedir.

Saf  tutmanın fıkıhtaki başlangıcı ilk  gelenin  ima-mın  arkasına, sonradan gelenlerinse sağına ve soluna dur-malarıdır.Saf düzeni sağdan tamamlanır.İmam arkasındaki saftan sorumludur. Safı tamamlayan imam namaza durabi-lir. İkinci ve sonraki saflar ise cemaat  tarafından  hızlı bir şekilde sağdan doldurulmalıdır. Safa soldan başlayan kim-seler bulunmaktadır.Onlar öyle yapıyor diye siz onlara uy-mayın.

Ayrıca  önemli  bir konu da herkes  safta  önündeki boşluktan  sorumludur. Cemaatteki  kişi  yerinden kıpırda-mamak için başkalarının, önündeki safı doldurmasını bek-lememelidir. Namaza başlanmışsa o saf boşluklu olup İb-lis  davet edilmektedir. Nitekim hadiste  İbni Ömer ( radi-yallahü anhüma) anlatıyor:“Resulullah (sav) buyurdularki: “Safları düz kılın, omuzları bir hizaya getirin, aradaki boş-lukları kapatın, kardeşlerinizin(sizi düzeltmeye çalışan) el-lerine karşı nezaketli olun.Arada şeytan gedikleri bırakma-yın. Kim safa  kavuşursa Allah  ona  kavuşur. Kim  de saf-tan  koparsa Allah da ondan kopar.”

Vabisa (ra) ibnu Ma’bed (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) bir adam gördü,safın gerisinde tek başına namaz kılı-yordu.Ona namazını yeniden kılmayı emretti.”

Resulullah (sav)’in saftaki sıklığa verdiği önem ha-dislerden anlaşılmaktadır.Rivayetlere göre Resulullah(sav) ın  en çok omuzlarının eskidiği  beyan edilmektedir. Safta rahat durabilmek için şeytan gediği bırakanların daha dik-katli ve özverili olması gerekmektedir.

Safın arkasında tek olan kişi önden bir  kişiyi çeke-rek  cemaat olabilir. Bu kişiye kızmamak ve muhalefet et-meden riayet etmek gereklidir.Fakat günümüz cemaatinin büyük bir bölümü bu hükmü bilmemektedir.Bunu, bu hük-mü bilen insanlara yapmak gerektiğini hatırlatmakta fayda görüyorum.

Cabir İbnu Semure (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: “Meleklerin Rabb’leri indinde saf tutmaları gibi siz de saf tutmaz mısınız? Biz : “Melekler nasıl saf tu-tarlar dedik. ” Onlar dedi, ön safları tamamlarlar  ve safta muntazam dururlar.”

Sen de içlerinde bulunup namaz kıldırdığın za-man,onlardan bir kısmı  seninle beraber  namaza  dur-sunlar,silahlarını ( yanlarına ) alsınlar,böylece ( namaz kılıp ) secde ettiklerinde ( diğerleri ) aranızda olsunlar. Sonra henüz namazını  kılmamış olan ( bu ) diğer grup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar…” Nisa – 102 

            Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyur-dular ki: “Erkeklerin teşkil ettiği safların en hayırlısı birin-ci saftır.”

Yine bir hadis-i şerifte Resulullah (sav) buyurdular ki:  “Üç şey var,insanlar bunların faziletini bilseydi onları elde  etmek için develer gibi yarışırlardı. Onlar da ezan o-kumak,birinci safa yetişmek ve cumaya erken gitmektir.”

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki: “ Eğer birinci safta ne olduğunu bilseydiniz mutlaka kur’a çekilirdi”.

Hadis-i  Şerifte geçen ilk saf imamı   takip eden saf olarak kabul edilmektedir.Alimler ilk safa teşvikte şu mas-lahatları zikreder.

1-Borçtan kurtulma yarışı vardır.

2-Mescide erken girme vardır

3-İmama yakın olup onu dinleme, ondan  öğrenme vardır.

4-İmam takılırsa onu açma vardır.

5-Önden geçenlerin vereceği rahatsızlıktan selamet vardır.

6-Önde  olanı  görmekten zihnin selamette kalması vardır.

7- Secde  mahallinin öndekilerin  vereceği bazı  ra-hatsız edici şeylerden selameti vardır.

8-Secde mahali daha az çiğnendiği için daha paktır .

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyur-dular ki: “Sizden biri,rüku ve secdede başını imamdan ön-ce kaldırdığı zaman Cenab-ı Hakk’ın (kıyamet günü) başı-nı,eşek başına veya suretine çevire ( rek dirilte ) ceğinden korkmaz mı?”

Ebu Hureyre (ra) şunu söylemiştir: “ Başını imam-dan önce kaldırıp indiren  kimsenin  alnı şeytanın  elinde-dir.”

Bera (ra) anlatıyor: “Biz Resulullah (sav) ile birlik-te namaz kılarken o “Semi’allahü limen hamideh” deyince bizden  kimse Resulullah ( sav ) alnını yere koyuncaya ka-dar,sırtını eğmezdi.”

Üç hadiste  beyan olan ortak  konu  imamdan önce hareket etmemektir.Peygamberimiz(sav)’in “en büyük hır-sız namazdan çalan hırsızdır.” sözünden yola çıkacak olur-sak  imama tabi  olan  kişinin  kendi  başına  hareket  etme  hakkı kalmamıştır. Özellikle rüku’dan kalkarken belin tam olarak doğrulması, secde arasında insanın kalçası ayakları-nın  üzerine bir  tesbih miktarı kadar oturması gerekmekte-dir. Bunlara  riayet etmemek ve imamdan  önce hareket et-mek.imam başlama tekbiri aldıktan sonra  bir müddet oya-lanmak,hepsi de namazdan çalmak demektir.Oysaki imam selam vermeden namazdan çıkmak söz konusu değildir.

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyur-dular ki: “İkametin okunduğunu duydunuz mu namaza yü-rüyün.Sakin ve vakur olmayı unutmayın.  Sakın  koşuşma-yın. Yetiştiğiniz yerden kılın, kaçırdığınız  kısmı tamamla-yın”

Namaza yetişmek için koşmayın,sükunet ve olgun-luk  içerisinde hareket edin.“ Zira biriniz namaza  niyetle yürüyünce artık namazda sayılır.” sözü Hz. Ebu  Hureyre (ra)’dan bir açıklamadır.

İmran  ibnu  Husayn ( radiyallahü anhüma ) anlatı-yor : “Resulullah (sav) öğle namazına durdu. Bir adam da arkasında  sebbihisme  Rabbike’l-A’la  suresini  okumaya başladı.Resulullah (sav) namazdan çıkınca:

“Kimdi okuyan?” diye sordu.Adam

“Bendim” dedi.Bunun üzerine

“Hakikaten anladım ki biriniz bunu benden cezb e-dip aldı”.

Resulullah ( sav ) bu ifadesiyle kendisi okurken ce-maatin  kıraatte bulunmasını  hoş  karşılamadığını izhar et-miştir ve bu yüzden cemaat kıraati terk etmiştir.Sonuç ola-rak imam cehri de okusa sırrı  da okusa cemaat kıraat yap-maz.

Hz. Ebu Hureyre ( ra ) anlatıyor: Resulullah ( sav ) buyurdular ki: “( İmamlar ) sizin için kılarlar. Doğru kılar-larsa ( sevabı ) sizedir.Hatalı kılarlarsa ( sizin namazınızın sevabı ) sizedir.Hata onların aleyhinedir.”

Bişr  ibnu Mihcan babasından anlattığına göre,  ba-bası (Mihcan) Resulullah ( sav )’ın meclisinde idi.O sırada namaz için ezan okundu.Resulullah (sav) kalktı,namaz kıl-dı ve döndü.Mihcan hala yerindeydi.“Herkesle beraber na-maz kılmana mani olan şey nedir,sen Müslüman değil mi-sin ? ” diye sordu .Mihcan: “ Elbette  müslümanım, ancak ben ailemle namazımı kılmıştım.” dedi. Efendimiz: “Mes-cide geldiğiniz zaman namaza kalkılırsa kılmış bile olsan cemaatle birlikte sen de kıl” buyurdu.

Sizlerden biri vaktin namazını  kılmış dahi olsanız o anda cemaat oluşturuluyorsa katılınız.Niyetinizi kaza na-mazı olarak alınız.Böylelikle hem  ibadet  etmiş olursunuz hem  de  insanları  sizin hakkınızda  değişik  düşüncelere sevk  etmemiş olursunuz.

                 

                                                                                                                           NAMAZA SONRADAN KATILMA  

 

            Hz. Ali (ra) ve Hz. Muaz (ra)  anlatıyor: Resulullah ( sav ) buyurdular ki : “Siz mescide geldiğinizde (cemaatle namaza  başlanmış ise ) , imam  ( kıyam,rüku,secde,kuud ) hangi  hal üzere olursa olsun hemen uyun ve yapmakta ol-duğunu yapın”

Namaza  sonradan  kalkılma konusunda  insanların bir çoğunun  yeterli bilgisi bulunmamaktadır. Cemaate de-vamlı  gelip de imama  yetişememiş  kimse ne  yapacağını bilmediği için cemaatin gerisinde kendi başına namaza kıl-makta ve cemaat sevabından  mahrum kalmaktadır. İmamı herhangi  bir rekatte  yakalayıp imamla selam veren,nama-zını eksik kılan birçok insan bulunmaktadır. Bu konuyu a-çıklayacak olursak:

İKİ REK’ATLI NAMAZLAR İÇİN:

            Kişi ilk rekatin  rükusunu kaçırmış, yani imam “se-miallahü limen hamideh ” demişse ilk rek’ati  kaçırmış de-mektir. Buradan namaza katılmış ise imam sağına ve solu-na selam verdikten sonra  kişi selam vermeden  ayağa kal-kar,bir rekat daha kılıp namazını tamamlar.

Kişi, ikinci rek’atin  rükusunu kaçırmış veya son o-turuşta  imama  uymuş ise imam  sağına ve  soluna selam verdikten sonra kişi selam vermeden ayağa kalkar iki rek’-at kılıp namazını tamam eder.

ÜÇ REK’ATLİ NAMAZLAR İÇİN:

            Birinci rek’atin rükusuna  yetişemeyen kişi rek’ati kaçırmış demektir.İki rek’at daha imamla kıldıktan sonra imam sağına ve soluna selam verir. Kişi selam vermeden ayağa kalkıp bir rekat daha namaz kılarak eksiğini tamam-lar.

İkinci rek’atin rükusunu kaçıran kişi, ilk iki rek’ati kaçırmış demektir. İmamla son  rek’ati kılıp imam sağına ve soluna selam verdikten sonra kişi selam vermeden aya-ğa kalkıp bir rek’at daha kılarak,önceden kıldığı bir rek’ati çiftler,oturur, ettehiyyatü’yü okuyarak tekrar ayağa kalkar, bir rekat daha namaz  kılarak tekrar oturur ve namazını ta-mamlar.

Üçüncü rek’atin rükusunu kaçıran veya son oturuş-ta imama uyan kişi,imam sağına ve soluna selam verdikten sonra  kendisi  selam vermeden  ayağa kalkıp üç rek’at na-mazını tamam eder. Böylelikle cemaat sevabına da kavuş-muş olur.

 

DÖRT REK’ATLI NAMAZLAR İÇİN

            Birinci rek’atın rükusuna yetişemeyen kişi ilk reka-tı kaçırmış demektir. İkinci,üçüncü ve dördüncü rek’atleri imamla kılıp,imam sağına ve soluna selam verdikten sonra kendisi  selam  vermeden ayağa kalkar ve bir  rek’at  daha  namaz kılarak eksiğini tamamlar.

İkinci  rek’atın  rükusunu  kaçıran veya ilk oturuşta yetişen  kişi iki  rek’at  namazı kaçırmış demektir. İmamla beraber iki rek’at  namazı  kılıp imam sağına ve soluna se-lam verdikten sonra kendisi selam vermeden ayağa kalkıp iki rek’at daha namaz kılıp eksiğini tamamlar.

Üçüncü  rek’atın  rükusunu kaçıran  kişi, üç  rek’at  namazını kaçırmış demektir. Kalan  tek rek’atte  imama u-yar. İmam  sağına ve soluna selam  verdikten sonra  kendi-si  selam vermeden ayağa kalkıp  bir rek’at namaz  kılarak oturur.Ettehiyyatü’yü okur, böylece  imamla  kılmış  oldu-ğu rek’at namazı çiftlemiş olup ilk iki rek’ati tamamlamış olur. Ayağa  kalkıp iki rek’at daha namaz  kılarak eksiğini tamamlar.          

            Dördüncü  rek’atin rükusunu kaçıran veya son otu-ruşta  imama uyan kişi tüm  rek’atleri kaçırmış olur,imam sağına  ve soluna  selam  verdiğinde kendisi selam verme-den  dört rek’at namaz kılıp  eksiğini tamamlar.Böylelikle cemaat sevabına kavuşmuş olur.

Ayet ve hadislerde beyan edilen safa durma,birlik ve  beraberliğin simgesidir. Safa  duran insanların  hepsi Cenab-ı Hakk’ın huzurundadır.Aralarında renk,dil,ırk,zen-ginlik,dünyalık makam ve mevki üstünlüğü yoktur.Hepsi birdir.Ancak üstünlük takvadadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ADAB

 

 

 

Muhammed’in ahlakı ve edebi

Uşşakidedir adabı ve hayası

Kurtuluşun anahtarı

Zikrullahtır esası

 

İnsanın kalbidir Kabe’si,Ravza’sı

Eyvallah etmektir nidası

Uyma nefs ve şeytana

Adapsızın yoktur hayası

 

Kur’an’dır,Resulullah’dır

Bu yolun ilacı

Hedeftir Resulullah ahlakı

Sultanımdadır devası

 

Haydi korkma sen de gel

Ahmet teslim olmuş Sultan’a

Sen de katıl bu kervana

Rabb’im adab ve hayasız koma.

Sadık Ahmet Özdeveci

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Katre sanan bilmez beni,deryalara umman beni,

Münkir olan bulmaz beni,sadıklara ayan benim

Geçtim dünya kesretinden,hazzım tevhid lezzetinden, Hamhane-i vahdetinden,müdam içen sekran benim.

Terk eyledim,nam-ü şanı,feda ettim o’na canı,

Keşfoldu sırrı Sübhani,esrarından hayran benim,

Bilmez oldum mah-ı visalim, Mansur hali oldu halim,

Enel Hakk’dır daim kalim,maksut olan canan benim,

Hüsam neyler can-u teni,çün gayriden oldu beri,

Talip olan gelsin beri,dertlilere derman benim.

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

 

Sala olsun aşıklara,deryaların ummanıyım.

Davetim var sadıklara,Salihlerin sultanıyım.

Terk eyledim nam-ü şanı,feda ettim ona canı,

Bana gelen bulur anıcan Yusufu Kenanıyım.

Cemalin görmeyen bilmez,gören hiç kendini bulmaz.

Halim beni kale gelmez,ehli derdin dermanıyım.

Nice bir kahrı ağyarın,rızası gerek dildarın,

Vuslat iyd’ine yarin,bin canla kurbanıyım

İhmal ehli menzil almaz,meclis’i irfana gelmez,

Hüsam beni ağyar bilmez,aşıkların bürhanıyım.

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

 

Şüphem yoktur bulur Hakk’ı,daim eden zikrullahı,

Raybim yoktur görür Hakk’ı,daim eden zikrullahı.

Karar etmez davran eder,bülbül gibi Efkan eder,

Arş-ü ferş-i seyran eder,daim eden zikrullahı.

Dost bahçesi gülün verir,Hak görmesine el verir,

Hızır görür dosta irer,daim eden zikrullahı.

Bir Merdi Kamili bulur,andan tevhid-i esma alır,

Hakk’ın cemalini görür,daim eden zikrullahı.

Her dem Hüsam hayran olur,aşkın ile sekran olur,

Karta iken umman olur,daim eden zikrullahı

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

Beni yakup kal eyleyen,aşkullahdır,aşkullahdır.

Kaddim büküp dal eyleyen,aşkullahdır,aşkullahdır.

Taşlar kesen,feryat eden,harap dili abad eden,

Muhabbedi bünyad eden.aşkullahdır,aşkullahdır.

Beni hayretlere salan,alemlere mansur kılan

Aklımı başımdan alan,aşkullahdır,aşkullahdır.

Masivayı anmaz eden,hiç kendüye gelmez eden,

Cana başa kalmaz eden aşkullahdır,aşkullahdır.

Hüsam beni hayran eden,işim gücüm devran eden,

Akl-u hoşum talan eden,aşkullahdır,aşkullahdır.

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

 

 

 

NAIT-I ŞERİF

SEGAH İLAHİ

 

 

Bu aşk bir bahr-i umandır.

Buna haddü kenar olmaz

Delilim Sırrı Kur’andır

Bunu bilende ar olmaz.

 

Süre geldik ezeliden

Pirim “Muhammed Ali”den

Şerab-ı lamezaliden

İçenler de humar olmaz.

 

Eğer aşık isen yare

Sakın aldanma ağyare

Düş İbrahim gibi nare

Bu gülşende yanar olmaz.

 

Kıyamazsan baş u cana

Uzak dur girme meydana

Bu meydanda nice başlar

Kesilir hiç soran olmaz

 

Hak ile Hak olanlara

Kendi özün bilenlere

Dost yolunda ölenlere

Kan bahası dinar olmaz.

 

 

 

 

 

 

Biz aşıkız biz ölmeyiz

Çürüyüp toprak olmayız

Karanlıklarda kalmayız                                                                     Bizeleyl-ü nehar olmaz

 

Bak şu Mansurun işine

Halkı üşürmüş başına

“Enel Hak” ın firaşına

Düşenler de timar olmaz

 

İşte bu sırr-ı Kur’andır

Küllü men aleyha fandır.

İki kapılı bir handır

Konana göç karar olmaz.

 

Seyfullah sözünde mestdir

Şeyhinden aldığı desttir

Divanera kalem nistdir

Ne söylese kınar olmaz.

Seyyid Seyfullah (ks)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şüphem yoktur bulur Hakk’ı,daim eden zikrullahı,

Raybim yoktur görür Hakk’ı,daim eden zikrullahı.

Karar etmez davran eder,bülbül gibi Efkan eder,

Arş-ü ferş-i seyran eder,daim eden zikrullahı.

Dost bahçesi gülün verir,Hak görmesine el verir,

Hızır görür dosta irer,daim eden zikrullahı.

Bir Merdi Kamili bulur,andan tevhid-i esma alır,

Hakk’ın cemalini görür,daim eden zikrullahı.

Her dem Hüsam hayran olur,aşkın ile sekran olur,

Karta iken umman olur,daim eden zikrullahı

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

 

Beni yakup kal eyleyen,aşkullahdır,aşkullahdır.

Kaddim büküp dal eyleyen,aşkullahdır,aşkullahdır.

Taşlar kesen,feryat eden,harap dili abad eden,

Muhabbedi bünyad eden.aşkullahdır,aşkullahdır.

Beni hayretlere salan,alemlere mansur kılan

Aklımı başımdan alan,aşkullahdır,aşkullahdır.

Masivayı anmaz eden,hiç kendüye gelmez eden,

Cana başa kalmaz eden aşkullahdır,aşkullahdır.

Hüsam beni hayran eden,işim gücüm devran eden,

Akl-u hoşum talan eden,aşkullahdır,aşkullahdır.

 

Hz. Hasan Hüsameddin Uşşaki (ks)

 

 

ZİKRİN  FAZİLETİ  ve  ADAB-I

 

            Zikir Cenab-ı Allah’a yaklaşmanın ve huzura varma-nın yoludur. “Öyleyse beni (ibadetle) zikredin ki Ben de sizi  (rahmetimle)  yad  edeyim. Bana  şükredin  ve  bana nankörlük etmeyin.”                                    Bakara-152            Zikir kalbin ilacı,mutluluk ve saadet yoludur.Dostun dostuna kavuşup karşılıklı sohbetidir. Sabit Bennani etrafın-daki bir topluluğa şöyle dedi;

-Ben Rabb’imin beni ne zaman andığını bilirim.

Kendisini dinleyenler onun bu sözlerinden ürperdiler

-Nasıl bilirsin bunu?diye sordular.

Bennani de dedi ki;

-Ben O’nu andım mı O’da beni anar! diye anlatmıştır

Katılaşmış kalplerin yumuşaması, ahlakın güzelleşip mütevaziliğin artması, kötü fikir ve amellerin temizlenmesi, gönüllerdeki  pasın silinip kalbin Cenab-ı Hakk’ın güzellik-leriyle dolması zikrin faziletiyledir.

Zikrullahın  muayyen bir vakti yoktur.Namaz bütün ibadetlerin  eftali  ve dinin direği olduğu halde belli zaman-larda eda edilir. Hatta eda edilmesi caiz olmayan vakitlerde vardır.Oysa ki zikir her vakitte eda edilebilir.

Dille  zikrederken zikri kalbine indirip düşünce  ola-rak da Allah’ın azametini tefekkür etmekle zikrini bütün vü-cuduna yayan salikin,ağacın rüzgardan sallanışı gibi kalp ve zikrin etkisiyle adeta titrer,Beynel Beynallah zikriyle  kalbi Cenab-ı Allah’ın nuruyla gark olur. Zikir sahibinin kalbi bir kuş gibi uçar. Onu gafletten uyandırır ve huzura götürür.Bit-mez,tükenmez manevi zevk verir ve onu ebedi mutluluğa ka-vuşturur.Gönül bir cami gibidir,onarılmaya ve temizlenmeye muhtaçtır.Ancak gönlümüzü zikrullah ile tazeleyip parlatabi-liriz.

Peygamber (sav) Efendimiz bir hadisinde:

-Allah kıyamet gününde hiçbir gölgenin bulunmadığı ve ancak  kendi  gölgesinin  bulunduğu günde yedi zümreyi kendi gölgesiyle gölgelendirir. Bunlardan biri de tenhalarda Allah’ı zikreden ve Allah korkusu sebebiyle gözlerinden yaş akıtanlardır.

*     *     *

Ebu Hureyre (ra)’dan Resulullah (sav)

“Bir cemaat oturup Allah’ı zikretse mutlaka melekler etrafını sarar,Allah’ın rahmeti onları bürür.Üstlerine sekine (rahmet) iner ve Allah onları yanında bulunan büyük melek-lere anar.”

Hadiste birden fazla insanın Allah’ı zikretmek gaye-siyle  toplanmasının daha  faziletli olduğu beyan edilmekte-dir.Bu cemaat olmanın teşvikidir.

*       *     *

Ebu Musa (ra) anlatıyor;Resulullah (sav) buyurdu:

“ İçerisinde Allah’ı zikreden evlerin  misali  ile içeri-sinde Allah zikredilmeyen evlerin misali,diri ile  ölünün mi-sali gibidir.”

Ebu Hureyre (ra) şöyle söyler:”Gece,gökteki ışıklı yıldızlar nasıl görülürse gök ehli de yeryüzünde içinde zikr yapılan evleri öyle görür.”

Zikrullah sadece mescitlerde yapılır diye bir kavram bulunmamaktadır. Öyle ise medreseler,evler,dükkanlar,iba-det için hazırlanmış mekanlar,kırsal alanlar vb gibi yerlerde zikir meclisleri kurulabilir. Evlerimiz, yapılan zikirle Allah Teala’nın nuru ve bereketine gark olur.

Hadiste içinde zikir olunan ev diriye,olmayan ev ise ölüye benzetilmektedir. Aslına bakıldığında bu tabir ev hal-kına mahsustur.

 

*     *      *

“ Ey iman edenler Allah’ı çok zikredin”Ahzab-35

Hz. Ebu Hureyre (ra) nin rivayetine göre Resulullah (sav) buyurdular ki :

“ Allah Teala hazretleri diyorki : “Kulum hakkımda nasıl bir zan yürütürse  Ben öyleyimdir. O, Ben’i zikrettikçe ben  onunla beraberim.O, Ben’i içinden geçirirse,Ben de onu içimden geçiririm.O,Ben’i bir cemaat içersinde anarsa,bende onu onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım.O,Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım.O,Bana bir arşın yaklaşırsa ben  ona bir kulaç yaklaşırım. O, Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim”

             Hadisi şerifte bahsi geçen,Cenab-ı Hakk’a yaklaşma ibadet, taat ve Allah’ü Tealanın  emirlerini  yerine getirme- dir. Nafilelerle ibadetini süsleyen  kul  Rabb’ine yaklaşmış demektir. Allah Tealanın  kuluna  yaklaşması da , yapılan ibadete ecrini , sevabını  ve rahmetini ikram etmesidir.

*          *          *

Ebü Ümame (ra) anlatıyor;Resulullah (sav) buyurdu:

“Kim yatağına temiz (Abdestli) olarak girer ve uyku bastırıncaya kadar Allah’ı zikrederse gecenin her hangi bir saatinde uyanıp da Allah’tan dünya ve ahiret  hayırlarından bir şey isterse Allah Teala isteğini mutlaka ona verir”

*          *          *

Muaz İbnu Enes(ra)dan Resulullah(sav)buyurdular:

“Namaz,oruç ve zikir Allah yolunda infak üzere ye-di yüz misli katlanır”

Allah Teala yolunda infak  üzere tabiri, Allah Teala yolunda  maddi harcama  demektir. Şu halde  hadis zikrin, Allah yolunda yapılacak maddi harcamalardan çok üstün olduğunu ifade etmektedir.

*          *          *

Hz. Enes(ra) anlatıyor,Resulullah(sav)buyurdular ki:

-Allah Teala Hz. şöyle seslenir: “Beni,bir gün zikre- den veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıka-rın”

Hadiste geçen bir gün tabiri zamanlardan bir zaman, vakitlerden bir vakit  demektir. Yani bir kimse mü’min ola-rak , Allah  Tealayı  herhangi bir an için bile zikretmiş olsa bunun boşa gitmeyeceğini, başka  günahlar için cehenneme girmiş bile olsa dünyadaki ,o bir müddetcik zikri  sebebiyle ateşten çıkarılacağını ifade ediliyor.

*          *          *

Ebu Derda Hz. dan;Resullullah(sav)şöyle buyurdu :

“Size amellerinizin en hayırlısını,Melikiniz Rab Teala nezdinde en temizini ve derecenizi yükseltmede de en önde geleni ve sizin için altın ve gümüş bağışından,hatta düşman-la karşılaşıp sizin onların veya onların  sizin  boyunlarınızı uçurmasından daha hayırlı olanını haber vereyim mi ?

-Evet ,Ey Allah’ın Resulü . Dediler.

-Zikrullahtır. Buyurdular.

*          *          *

Ebu Hureyre(ra)dan Resulullah(sav)buyurdular ki:

“ Dünya mel’undur,içindekilerde  mel’undur, ancak zikrullah ve zikrullah’a yardımcı olanlarla alim veya müte- alimler hariç.”

Allah Tealanın emrinden ve zikrinden uzaklaşan, in-kar eden herkes mel’undur. Allah Tealanın emirlerini yerine getiren zikrullahtan da geri kalmayanlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir.

*          *          *

Hz.Enes(ra) dan Resulullah(sav) buyuruyor ki :

“ Her kim sabah namazını cemaatle  kıldıktan  sonra oturup güneş  doğuncaya  kadar  zikrullah  ile meşgul olur, sonra da  kerahat vakti  çıkınca iki  rekat namaz  kılarsa ta-mam, tamam, tamam hac ve umre sevabı gibi olur.”

*          *          *

İbni Abbas (ra)’nın rivayet ettiği hadiste

-Üç taife insanlar, şeytanın ve onun askerlerinin  şer-rinden korunmuşlardır;birincisi gece ve gündüz Allah’ı zik-redenler,ikincisi seher vaktinde istiğfar eyleyenler,üçüncüsü Allah korkusundan ağlayanlar.

*          *         *

Diğer bir hadiste;

-Şeytan hortumunu insanın kalbine koyar.Eğer insan zikre başlarsa şeytan kaçar;zikri unutursa şeytan insanoğlu-nun kalbini emer.

*          *         *

Anlatılır ki,bir gün Ebu Hureyre(ra) çarşıya gider ve            -Sizi burada görüyorum.Halbuki Resulullah’ın (sav) mirası mescitte taksim ediliyor!der.

Bunun üzerine  halk çarşıda işini  bırakarak  hemen mescide koşar.Fakat orada bir şey göremeyince Ebu Hurey-re (ra)’ye;

-Biz mescitte taksim edilen bir miras görmedik! der-ler.Ebu Hureyre (ra);

-Ne gördünüz? Diye sorar.Onlar da;

-Allah’ı zikreden bir topluluk gördük!derler.

Bunun üzerine Ebu Hureyre (ra)

-İşte Resulullah’ın (sav) mirası budur!diye cevap verir.

*          *          *

Hasan Basri Hz. zikir ikidir,demiştir:

1-Tenhalarda ve Allah ile kulun kendi arasında vaki olan zikir

2-Birinci zikirden daha güzel,ecri daha büyük ve da-ha faziletli olan ve Allah’ın haram kıldığı bir şeye yaklaştığı ve  haram olduğu için  işlemeyip  terk edildiği  andaki zikir, diye buyurmuşlardır.

ZİKİR ADABI

 

Hadislerde de  bahsedilen  zikrullahın  faziletlerini saymakla bitiremeyiz.Bu faziletlerden faydalanmak için zi-kir meclislerine iştirak etmek gerekmektedir.Zikir,dünya ve ahiret hayatımızı kolaylaştırır.Bizlere çeşitli nimetler halin-de sunulan ahiret  hayatını süslemek için bir mürşidi kamil nezdinde nefsi terbiyeyi gerçekleştirip Cenab-ı Allah’ın rı-zasına ulaşmak gereklidir.Haydi sende gel bu müjdelenmiş ibadetlere ve bu faziletlerden faydalan.

Zikrin muhabbetine,feyz ve bereketine kavuşmak i-çin adab ve bir usul üzere hareket etmek gerekmektedir.Bu adab büyüklerimizin bize tarif etmiş olduğu hal ve hareket-lerdir.Zikrin adabını sıralayacak olursak:

*Abdestli olmak

*Evden çıkarken zikre gitmek için niyet almak

*Temiz giyinmek

*Tesettüre uymak

*Girilen meclisin adab ve terbiyesine dikkat etmek

*Melayane konuşmalar yapmamak

*Kendi aralarında sohbet etmemek

*Yapılan sohbet esnasında sohbeti bölmemek

*Etrafındaki insanların dikkatini çekecek hal ve ha-reketlerde bulunmamak

*Görevliye riayet etmek,sesini onun sesinin üzerine çıkarmamak

*İbadet esnasında başka şeylerle uğraşmamak

*Zikir esnasında okunan esmaları düzgün ve doğru okumak

*Görevlinin sağına ve soluna hüküm sahibi olan ve Kur’an kıraatı yapabilen insanların oturması gerekir

*Kur’an tilaveti sırasında huzur ve huşu içerisinde dinlemek

*Dizleri üzerine oturmak

*Arada boşluk bırakmamak

*Gözleri kapatarak Allah’ü Teala’nın huzurunda olduğunu düşünmek

*Zikri sağdan alıp sola vermek

*Bağırmamak

*Ayak  zikrinde  ayakları  yerden kaldırmamak,sağ ayak önde sol ayak arkada tutulup kollar ile birbirine kenet-lenmek

*İbadethaneye girildiğinde boş olan yere oturup iba-dete devam etmek

*İbadet esnasında başkasını rahatsız etmemek

*İbadet esnasında sırtını dayamamak,uyumamak

*Sıdk ve sadakat içerisinde ibadet etmek

Yukarıda bahsedilen adablar; uyulup uygulanması gereken kurallardır.Ancak kural ve disiplin içerisinde yapı-lan ibadetler salike muhabbet verir.

Cenab-ı Hakk nefsimizi dizginlemeyi ve dizginleri elimize vermeyi  nasip etsin. Zikrimizi  tüm uzuvlarımızla yapmayı nasip etsin. Yapmış olduğumuz ibadetlerimizi ka-bul etsin ve yüzümüze çarpmasın.Amin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MÜRŞİD-İ  KAMİL

 

            İnsanları  irşad eden, doğru yolu  gösterip yetiştirip kemale getiren,olgunlaştıran büyük alim ve velidir. Saade-tin anahtarı Allah’ü Teala’nın sevdiklerini sevmektir.

Peygamberlik kapısı Hz. Muhammed (sav) ile sona ermiştir.Bundan sonra Cenab-ı Allah kullarına yol gösteri-ci olarak veli kullar göndermektedir.

Hak yolunun aşkı ile yanıp tutuşan kişinin, Allah’ü Teala’yı  sevdirecek  ve  tanıtacak  bir Mürşid-i Kamil ara-ması ve bulması gerekmektedir.

Resulullah (sav) buyurmuşlardır ki:   “Muhammed’in  ruhu, kudreti  kabzasında bulunan Allah’ü Teala hakkı için muhakkak ki Allah’ü Azimüşanın   en  sevgili  kulları: Allah’ü  Teala’yı  kullarına sevdiren ve kulları da Allah’ü Teala’ya sevdirenlerdir.

Hadiste geçen  “ En sevgili kullar ı”  ibaresi  Allah yoluna davet eden, Cenab-ı Hakk’ı sevdiren, öğreten mür-şitlerin lüzum ve ehemmiyeti belirtilmiştir.

Mürşitler , sadık  müritlerini  nefs-i  mücadelesini  yaptırıp, kalp huzuru sağlayıp sülük çıkarmalarına yardım-cı olurlar .Gönül aynalarını açarlar,gönüllerine ilahi nurlar dolmaya  başlar, kalplerinde  Allah’ü Teala sevgisi oluşup gayrısını çıkarırlar. Gönüllerinde, dünya bütün  hakikat ve kabahatleriyle görünür.İşte o zaman kul,bakiyi sever ve fa-niyi terk eder.Bu neticeye vardıktan sonra mürşitlerin ter-biyesinin faydaları anlaşılır.

Bilinmelidir ki,mürşitler yeryüzünde Allah’ü Teala nın  yiğitleridir .Hak Teala  onlar vasıtasıyla irşad  buyur-maktadır.Kutsi hadiste:

“Kullarım, benimle iştigal etmeye başlayınca,onla-rın  himmetlerini, maksatlarını, fikirlerini  ve lezzetlerini zikrim üzerinde sabit kılarım.O bana aşık olduğu gibi,ben de ona aşık olurum.Benimle onun arasındaki perdeleri kal-dırırım. Halk  yanıldığı zaman onlar yanılmazlar. Onların sözleri,Nebilerin sözleri gibi olur.Onlar benim abid kulla-rımdır.Ne zaman ki yer ehline azap etmek dilesem,onları zikrederim,onların sebebiyle o azabımı,yer ehli üzerinden kaldırırım” buyrulmaktadır.

Beyan olan hadislerde:

“İnsanlar uykudadırlar.Elbette onları bir uyarıcı ki-şi gereklidir”.

“Ashabım tıpki yıldızlar gibidir.Hangisine uyarsa-nız hidayete erişirsiniz”.

“Ümmetimin alimleri,Beni-İsrail peygamberleri gi-bidir”.

Bütün meşayih,Hz. Ali ( ra ) ,ondan  Resulullah’a (sav),ondan Cebrail (as)’a,ondan da Hz. Allah ( cc ) ulaşır.

Burada,alimlerden maksat,ilimleriyle amel eden a-limlerdir.Onlar halkı,Hakk’a götürenlerdir.Ancak bu yolda mürşitsiz yürünmez.

Bir hadis-i şerifte: “Resulullah (sav) efendimiz bir gün yere kum üzerine kendilerine doğru düz bir çizgi çek-tiler ve : (işte bu yol Allah yoludur) buyurduktan sonra o çizginin sağına ve soluna bir çok çizgiler daha çektiler ve : (işte bunlardan her birinin başında şeytanın oturduğu yol-lardır ki,bu yollara girenler de şeytana uymuş olurlar)” bu-yurdular ve şu iki ayeti okudular :

“Bir de bu Ben’im dosdoğru yolumdur:hep onu takip edin,sizi onun yolundan saptırıp parçalayacak başka yolları takip etmeyin!Duydunuz ya,O,korunup takva sahibi olasınız diye bunları size emretti” 

                                                           En’am 153

            Ayette  bildirilen  doğru  yolda gidebilmek  için bir mürşid gerekmektedir.Yol,yordam,usül,ilim ve adab bilen şeytanın hilelerinden kurtaracak bir kılavuz şarttır.

Hak Teala her yüz yılın başında şeytanın  hilelerini düzeltecek  sünnetleri ve  müstehabları uygulatıp düzenle-yen bir kişi gönderir.

Ebu Hureyre (ra) bir rivayette : “Şüphesiz Cenab-ı Hakk  bu ümmet  için her yüz senenin başında dinini yeni-leyecek bir zat gönderir.”

Demek oluyor ki,mürşitler Allah’ü Teala’nın kulla-rına kılavuz olmak ve onları Allah (cc)ın yoluna götürmek için gönderilirler.Şu halde,bunlara mutlak uymak gerekir. Eğer uyulmayarak muhalefet edilecek olursa : “Bu konuda şeyh Beyazıd-ı Bestami rahmetullahi aleyh: “Kimin üstadı yoksa,şeytan ona üstad olur” diye buyurmuşlardır.

Bizlere  Kuran-ı Kerim’i ve Resulullah ( sav )’i ik-ram eden Cenab-ı Hakk,Ahlakını Resulullah ( sav )’a yan-sıtmıştır.Resulullah (sav) Cenab-ı Hakk tarafından terbiye edilmiş olduğu için O’nun ahlakını taşımaktadır. Resulul-lah (sav) ahlakını da onun yolunda ilerleyen evliyalar pay-laşmışlardır.Bütün bunları bir araya getirdiğimizde Resu-lullah (sav)’in ahlakı ortaya çıkmış olacaktır.

Bundan dolayı her kim mürşidin edebi ile edeplen-mezse,Allah (cc) ve Peygamber (sav) sözü ile edeplenmez. Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki mürşide uymak , sev-mek lazımdır. Zira mürşitler,müritlerin çobanı gibidir.Ço-banı olmayan koyunu kurt kapar.

Unutmayalım ki Allah’ü Teala’nın “Sen olmasay-dın  bu kainatı yaratmazdım” dediği Resulullah ( sav ) de Cebrail (as)’ı danışman ve kılavuz olarak göndermiştir.

Hz. Musa (as) Allah’ü Teala’dan ilm-i ledünnü is-tedi.Hak Teala da Musa (as)’yı,Hızır (as)’a gönderdi.

-Ona iradet götür ve hizmet et ki,Hızır sana ilm-i ledünnü öğretsin buyurdu.

Bu bahis Kehf suresi’nde anlatılmıştır.

Hz. Musa (as) ,Hızır (as)’dan mertebe bakımından daha yüce olduğu halde ona hizmet etmekten utanmadı.İl-mi öğrenebilmek için uzun zaman ona hizmet etmiştir.Bu-rada Hızır (as),Musa (as)’a mürşid olmuştur.

Cenab-ı Allah (cc),Adem (as)’a bütün lisanları öğ-retip onu vaiz tayin etti.Adem (as) da ilk vaazını Melaike-i Kiram’a yaptı.

Nefs-i emmarenin emrine düşüp sürüklenirken her gün biraz daha Hz.Allah’ü Teala’dan uzaklaşan insanoğlu: “Bana mürşid gerekmez” diyerek dalalete düşmüştür.Bun-dan başka insana “ne lüzum var” diyerek dalalete düşüren-ler mevcuttur.

Gelmiş  ve geçmiş  bunca veliler  ve  Hakk dostları hep bu yolda yürümüşlerdir.Fakat hiçbirisi bu yola mürşit-siz çıkmamıştır. Mürşitsiz yürünülebileceğini zannedenler sonunda kuşkuya düşmüşler, bunlardan imanlarını kaybe-denler dahi olmuştur.

Mürşitler bazen saliki bu yola aşikare alıp götürür-ler. Bazen de öylesine götürürler ki ,salik kendisi dahi bil-mez.Eğer salik kendi seyrini bilecek olursa,bunu kendinde yeterli görüp yolda kalabilir.Onun için,bazı saliklere dere-celerini bildirmezler. Salik, seyrini ve mertebesini  bilince doğru yürüyemeyebilir.Bazı salikler de mertebesini bilince daha  ziyade yürürler. Bazen de  mürşitler saliki  akıldan, candan, nefsten, gönülden ayırır ve öylece akılsız, cansız, nefssiz ve gönülsüz alır giderler.Zira,yolda öyle yerler var-dır ki,oraya akıl,can,nefs ve gönül sığmaz.Nitekim erenler şöyle demiştir:

Biz her gece seher vakti özler gideriz,

Bu gidişi kendimizden bile gizler gideriz,

Yar ilinde akıl ve can perde-i müşkil olur,

Akl-ü canı terk ederiz,aşkı izler gideriz.

Aklın,nefsin ve canın tasarrufları beşeriyet alemin-de yani zahir alemindedir. Aşkın  tasarrufu ise beşeriyet a-leminden  ötedir. İşte bu  yolda gitmek  isteyen kendisini mutlaka bir mürşide  teslim  etmek  zaruretindedir. Mürşid kendisine tabi olanın terbiyesini telkini ile,zikrullah ile be-şeriyetini  geçirdikten sonra aşkın yoluna batına geçiş yap-tırırlar.

Zaman  oluyor  ki mübtedi  salikin yolu,alem-i en-füs’e ( nefsler,ruhlar,canlar,yaşayanlar ) düşer. O salik bu-nun temaşasına tutulur,kalır.Bu temaşanın zevkine aldanır. Bunun için demişlerdir ki: Talibe alem-i enfüs’ten müşkil alem yoktur.Birçokları bu alemde kafir olmuş ve olmakta-dır.Buradan kurtulmanın tek yolu mürşid-i kamildir.

Bu yolda yalan yere oturup  şeyhlik davası ediciler, adam aldatıp çıkar sağlayanlar,şeytanlar ve şeytana hizmet edenler de  bulunmaktadır. Bundan  da  müridin  mürşidini araştırıp seçmesi  gerekmektedir. Mürşid uçabilir, fakat yi-yip  içtiğine bakması  gerekmektedir. Yiyip  içtiği helal ol-malıdır. Mürşid olacak kişilerin bir  tarafları Hakk’a bir ta-rafları da halka olmak üzere iki tarafı bulunmaktadır.Bunu Hakk’tan alıp halka verme diye anlatabiliriz.

Mürşitlerin  gönülleri yerden ve  gökten ulu olmalı, bu genişlik nihayetsiz bulunmalıdır.Allah  Teala’dan gayrı her şeyden arınmış olmalı ve  nihayetsizliğe ulaşmış olma-lıdır.Mürşid olanlar için Allah Teala: “Böyle olan kişilerin işiten  kulağı Ben olurum, tutan eli  Ben olurum. Benimle işitir  benimle görür, benimle söyler ve benimle tutar.” İşte gerçek mürşitler bu mertebeye ulaşmış kişilerdir.

Mürşid edinilecek kimseler alim olmalı,cahil olma-malı,Allahü Teala’nın emirlerini,ilmini aktarmalıdır. İlim-siz sülük edenlerin çoğu dalalete düşmüşlerdir.Cahil mür-şidin yaptığı  vazife  asla  işe  yaramaz. Mürşit olacak kişi meczup ve ebter  olmamalıdır .Mürşid olacak kişi Hal nu-runun sarhoşluğundan kurtulmuş,Hakk nuruna ulaşmış ol-malıdır. Hal nurunun sarhoşluğu, Hakk nurunu giderir.Hal ehli olanlar,tasarruf ehli olamazlar.Oysa mürşitlerin tasar-ruf ehli olması gerekmektedir.

Mürşitler ehl-i sünnet  velcemaat  üzere olup,Hakk ve hakikati bilmeli  ilm-i ledüne vakıf olmalı,yaptığı işler-de Hz.Allah ( cc ) rızasını gözetmeli,cömert olup,Hakk’tan gayrisini  kalbinden  çıkarıp tüm  korkuları  silmeli, dünya malına tamahkar olmamalı, şevkat  ve merhamet sahibi ol-malı,öfkeye yer vermemeli,affedici olarak gördüğü kusur-ları örtücü olmalı,sırrı saklayarak ikram ve ihsan sahibi ol-malı,ehli keşif olmalı,kendi işini kendisi görmeli,şeriat eh-li olmalı,zikri daim,tefrik ve tefekkür sahibi olmalı, Hakk’ tan gelene rıza göstermeli,riya,ücub,kibir,yalandan ve ena-niyetten arınmış olmalı,fedakar olmalı,ibadet ve zikir ehli olmalıdır.

 

                                   MÜRİD

 

            Doğru, sadakatli ve dürüst  olan,Allah’ü  Teala’ya kavuşma yolunda  olan ve bu  yolda verilen vazifeleri ya-pan,sıkıntılara katlananlara verilen isimdir. Mürşidin tale-besidir.Mürid,mürşidin yanında cenaze yıkayıcısının elin-deki ölü gibi olmalıdır.

Mürid,Allah’ü Teala’nın sevgisine kavuşacağı işle-ri yapmaya çalışır,Allah ( cc )’tan korkar ve titrer.Her ne-feste Allah (cc)’ı düşünür.

Müridin,mürşidine muhalefet etmemesi,itirazı terk etmesi  gereklidir.Kabahat ve kusuru kendinde görmelidir. Müridin mürşidine karşı şu beş şartı yerine getirmesi ge-reklidir:

1-Mürşid edindiği ve müridi olduğu kişiye temiz bir itikatla bağlanmalıdır.

2-Onun huzurunda,bütün mal ve mülkünden tecer-rüt (masivadan alakasını kesip Allah (cc)’a müteveccih o-lup, ibadet, taatla meşgul olmalı,iman ve islamiyete feda-karca hizmet etmeli,her şeyden boş olma) etmektir.

3-Sıdk ve gerçekliktir.

4-Kendisini mürşidine satılmış bir köle gibi teslim etmek ve o ne dilerse öyle yapmaktır.

5-Onun elini tutup tevbe etmek ve bütün masiyetlerden (itaatsizlik,günah,isyan) kaçınmak suretiyle onun muhabbetini gönülden sağlamlaştırmaktır.

Müridin teslimiyeti bu beş şartla tamam olur.Birisi eksik olsa,o mürid mürşide teslim olamaz.Kendi kendisine ve  kendi  bildiğine  mürid olmuş  olur. İşte  bu  anda onun mürşidi şeytan olur. Bu duruma düşmüş kişiler her işi şey-tanın tasarrufu ile yaparlar.Fakat bu beş şartı yerine getire-rek bir mürşide  tabi olursa, şeytan onlara  asla zarar  vere-mez,galip gelemez ve onlara yaklaşamaz.O kadar ki mür-şidi kendisine;oğlundan,kızından,malından,mülkünden ve kendi nefsinden bile sevgili olmalı,gönlü onun muhabbeti ile dolmalı,ondan ayrılmaya asla razı olmamalıdır.

Mürid,mürşidine sağlam ve temiz bir itikat ile bağ-lanmalı  ve  şöyle düşünmelidir :

“Beni  Allah’ü Teala’ya bu mürşitten başka kimse ulaştıramaz”

“Bana Allah’ü Teala bu mürşidi nasip etti” demeli ve bu akdinden vazgeçmemelidir. İtikadı böyle olursa şey-tan o müride yaklaşamaz. Mürid  nerede  bulunursa bulun-sun, mürşidin ruhaniyeti ondan ayrılmaz.

Şunu muhakkak olarak mürid  bilmiş  olmalıdır ki, mürid mürşidin elini tutup tevbe etti mi tuttuğu el Resu-lullah (sav)’in elidir.

“Herhalde sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar.Allah’ın eli (kudreti) onların elleri üstün-dedir. Onun için  her kim cayarsa yalnızca kendi aley-hine caymış olur.Her kim de Allah’a verdiği sözü yeri-ne getirirse O da ona yarın büyük bir mükafat vere-cektir”.                                             Feth – 10

Mürşitler:  Allah’ü  Teala’ya açılmış  birer kapıdır-lar.Müritler,mürşidin katında Allah’ü Teala’nın birer ema-netleridir.Bunu böyle bilmeli ve teslim olmalıdır.Temiz ve tam bir  itikatle teslim olanlar kendilerini  Rabb’lerine tes-lim etmiş olurlar.Çünkü mürşitler Allah’ü Teala’nın emir-lerini yerine getirirler.

Tarikatın içerisine insanlar nefsi terbiyenin dışında, art niyetle de girmektedirler.Fakat bunlar zaman içerisinde ya girdikleri topluma ayak uydururlar  veyahutta  yok olup giderler.Bunları sıralayacak olursak

*Müridin gösteriş maksadıyla vazife alması

*Müridin cemaatten çıkar sağlamak istemesi

*Müridin şifa bulmak için vazife alması

*Müridin dünyevi işleri için vazife alması

Bu  tür insanlar  tarikata altın olmaya değil de altın almaya gelen kişilerdir.Unutmayalım ki mürşid zaman içe-risinde eleğini çalıştırdığında elekten elenenler bu eksikli-ği kendilerinde aramalıdırlar.

 

 

                       

 

                        FATİHA ÇEKMEK

 

            Zikir meclislerinde,ibadetlerde çeşitli dua vb. yer-lerde kendinden daha büyük ve faziletli kişiler bulunuyor-sa “El Fatiha”yı o söyler.Eğer ki bu ikram sunulmamışsa büyük  bir adapsızlık teşkil eder. Çünkü  el Fatiha’yı söy-leyen  duayı yapmış ve niyazda bulunmuş  olur. Bu bahis Tuhfetü’l’Uşşakıyye  de Selahaddin Uşşaki (ks) ve Abdur-rahman Sami Niyazi (ks) beyan etmiştir.

                       

                       

MÜRŞİD’E SELAM VERMEK

 

Keza malum ola ki,bir salikin mürşidine “es-Sela-mü Aleyküm” demesi caiz değildir.Tazime münafidir.

Müridin mürşidine karşı en güzel hitap şekli             *“Destur Ya Hak Erenler Hu”(kalpden)

*“Edep Ya Hu”(kalpten)

            *“Gününüz mübarek olsun” vb. gibi kelimelerle hitap edilmesi daha uygundur.

            Bu bahis Tuhfetü’l Uşşakıyye’de geçmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSLAMDA GÜZEL GEÇİNME ADABI

 

Müslümanların  birbirleriyle  geçinmelerinde sami-miyet,tevazu,sadelik,karşılıklı yardım,nezaket,saygı,sevgi ve hayırseverlik esastır.

İslamiyet değişik toplumları,kavimleri,dil,renk  ırk özelliklerini  ayırmadan  bir arada toplar. Hiçbir  kimsenin birbiri üzerinde üstünlüğü yoktur.Rızkı taksim eden Allah  Teala kimi kuluna  fazla  kimi  kuluna da kısıtlı  vermiştir. Kimi  kulları da Allah’ü  Teala’ dan, O’nun  yolunda  ilme sahip olup hizmet etmek istemişlerdir.Bundan dolayı “ilmi isteyene veririm” diye buyuran Allahü Teala bu güzel kul-larına da ilmi ikram etmiştir.

Bütün bu yaratılanların içindeki takva sahibi olan-lar Allah’ü Teala’nın katında makam ve mertebe sahibi o-lup diğer kullara göre üstündür.

İnsanlar ihtiyaçlarını  gidermek  için  yiyip içmek, mal mülk edinmek,evlat sahibi olmak ve üstün bir yaşam sürmek vb. için çalışmak zorundadır.

Bir  aile  içerisinde  zengin olsun fakir  olsun  tüm üyeler bir araya  gelip  birbirlerine  hürmet,saygı ve  sevgi göstermezse  zenginin varlığı da  fakirin  kanaatkarlığı  da bir bütünlüğü sağlamaz.

Toplum içerisinde insanlarla geçinmenin,dostluklar kurabilmenin  çeşitli  yol  ve yöntemleri vardır.Bunların ö-nemlilerini sıralayacak olursak;

1-Herkese  karşı  tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli olmak

             2-Herkesle  güzel şekilde  görüşmek,insanlara ezi-yet vermekten kaçınmak

             3-İnsanların eziyetlerine katlanmak,kötülüğe karşı iyilik yapmak

             4-Dargınlığa hemen son vermek

             5-Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak

             6-İnsanların kusurlarını araştırmamak ve yayma-mak

             7-Dostları arkalarından savunmak

             8-İnsanların kalplerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak

             9-Değişik halk sınıflarıyla makamlarına göre soh-bet edip ilişki kurmak

            10-Yaşlılara hürmet,çocuklara,düşkünlere merha-met ve şefkat göstermek

            11-Hayırsever olmak,yardım etmek ve arka çıkmak

            12-Selam vermek

            13-Musafaha yapmak(El sıkışmak)

            14-Teşmitte bulunmak(Aksırana hayır ve bereket dilemek)

            15-Toplantılarda temiz bulunmak ve edebe uygun davranmak

            16-Dostları ziyaret etmek

            17-Ziyafetlere icabet etmek

            18-Saygı için ayağa kalkmak

            19-Değerli zatların ellerini öpmek

            20-Komşuluk haklarını gözetmek

            21-Hastaları ziyaret etmek

            22-Cenazeleri teşyi etmek(uğurlamak)

            23-Müslümanların mezarlarını ziyaret etmek

Bütün  bu saydıklarımız  toplum  içerisinde uyulup daha sonra gelecek  olan nesle uymaları için  verilebilecek en büyük nasihatlerdir.Bütün bu maddeler Resulullah(sav) ahlakının birer parçasıdır.Hedef Resulullah (sav)’a benze-mekse bu maddelere  uyup uygulatmak  birinci  vazifemiz-dir.Bu konularla ilgili Hadis-i  Şeriflerden bir demet suna-cak olursak;

“*Şüphe yok ki Allah(cc) yumuşak huylu,açık yüz-lü kimseleri sever.

*Müslüman odur ki;dilinden ve elinden Müslüman lar selamette bulunur.

*Sıddıkların (özü sözü dosdoğru olanların) derece-lerini geçmek istersen senden ilgiyi kesene bağlan,senden esirgeyene sen ver,sana zulmedeni de bağışla.

*Üç  günden  ziyade  kardeşine  dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.

*Sadakanın en faziletlisi,dargınların aralarını bulup düzeltmektir.

*Bir kul,bir kulun  kusurunu  örterse,Allah’ü Teala Hazretleri  de onu kıyamette  örter ( günahlarını açığa vur-maz).

*Bir kul kardeşine yardımda bulundukça,kendisine de Allah (cc) daima yardım eder.

*Töhmet yerlerinden kaçınız.

*Sizden biriniz kendi  nefsi için sevip istediği şeyi kardeşi( veya komşusu ) için de sevip istemedikçe gerçek mü’min olmaz.

*Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz .Birbi-rinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.Size bir şey göstereyim mi ki,onu yaptığınız zaman birbirinizi sevmiş olursunuz:Aranızda selamı yayınız.

*Bir genç bir  yaşlıya  sadece yaşından dolayı hür-met  etti  mi Allah ( cc ) da ona  bir mükafat olmak üzere ihtiyarlığı  zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhak-kak yaratır.

*Birbirine rastgelen iki Müslüman musafahada bu-lundu mu onlar daha birbirinden ayrılmadan bağışlanırlar.

*Sizi ziyaret edenlere ikram ediniz.

*Sizden birinizi,kardeşi düğün yemeğine veya baş-ka bir şeye çağırırsa ona icabet etsin(uysun).

*Ev satın almadan önce komşu,yola çıkmadan ön-ce de yoldaş arayınız.

*Kötülüklerden komşusu emin olmayan kimse, ge-reği üzere Allah (cc)’a iman etmiş olmaz.

*Beş şey vardır ki bunlar kardeşine karşı Müslüma na vacip olur:Verilen selamı almak,aksırana teşmit (hayır dua) etmek,davete gitmek(icabet etmek),hastayı ziyaret et-mek,cenazelerin arkasından gitmek.

*Bir cenaze üzere namaz kılana bir kırat verilir. Gömülmesinde bulunana da iki kırat (sevap) vardır.Bir kı-rat ise Uhud Dağı kadardır.” diye buyurmuşlardır.

Sünneti seniyyeye uymak bizim için iki cihanda ra-hat etmek ve huzur bulmaktır.

 

 

 

 

İSLAMDA GÜZEL HUYLAR

 

İslamiyet  içerisinde  güzel  huyların  birkaçını  ana maddeler halinde izah edecek olursak;

Dostluk

             Dostluk,iki veya daha çok kimsenin samimiyet ve-ya bağlılık  çerçevesi  içerisinde  kurduğu  ilişkidir. Ancak Allah ( cc ) için yapılan dostluklar devam eder. Dünya için yapılanlar  yıldızlar  gibi  parlayıp, söner.Dostluğun karşıtı düşmanlık  ve  kindarlıktır. Resulullah ( sav ) dostluk  için “Kendin için istemediğini mü’min kardeşin için de isteme-dikçe hakiki imana erişmiş olunmaz.” demiştir.

Hadiste “Birbirinize kin tutmayınız,haset (kıskanç-lık) etmeyiniz.Birbirinizden yüz çevirmeyiniz.Ey Allah’ın kulları!…Kardeş  olunuz.Bir  müslümanın  Müslüman kar-deşine üç günden  fazla dargın  kalması  helal olmaz” buy-rulmuştur.

Başkasının  kötü  kaderinden  ötürü  sevinmek  bir düşmanlık eseridir. Hadiste “Kardeşin için şematet eyleme (kötü haline sevinme);sonra Allah (cc) ona merhamet eder de seni belaya düşürür”.

Fütüvvet: Yiğitlik, nefs şerefi, iyilik ve cömertlik, dostların kusurlarını bağışlama demektir.

Hz. Büreyde ( ra ) anlatıyor: “Bir adam Resulullah (sav)’a bir adam getirip “ Bu adam kardeşimi öldürdü” di-ye şikayette bulundu.Resulullah (sav) da “ Git sen  de onu öldür,tıpkı kardeşini öldürdüğü gibi ” buyurdular.Adamca-ğız şikayetçiye “Allah’tan kork,beni affet! Çünkü af senin için büyük bir ücrete sebeptir. Senin için  de kardeşin için de kıyamet günü daha hayırlıdır” dedi.Adam onu salıverdi. Durum Resulullah (sav)’a haber verildi.Resulullah ( sav ) onu çağırtıp sordu.Adam caninin kendisine söylediklerini haber verdi.Ravi devamla der ki: “(Resulullah (sav)) :Onu azat et!Aslında onu azat etmen,onun için,kıyamet günü o-nun sana yapacağından daha hayırlıydı.O gün :Ey Rabb’-im diyecek,şuna sor bakalım beni niye öldürmüştü?”.

Şefkat:Korku ile karışık merhametten ileri gelen a-cıyıp esirgeme halidir. Başkalarının başına gelen veya gel-mesi  düşünülen fena bir hal karşısında  kendisini gösterir. Şefkat  temiz  ve  saf  kalplerin  bir  özelliğidir. İslam’ da Allah’ü  Teala’nın  emirlerine  saygı, yarattıklarına  şefkat büyük bir esastır.Bu konuyla ilgili Peygamberimiz(sav)’in muhtelif hadislerinde;

*Şefkatli olmayana merhamet edilmez.

*Halka  merhamet  ve şefkat  göstermeyene  Allah (cc)  merhamet etmez.

*Allah  ( cc ) kalplerinizden  merhameti çıkardıysa ben ne yapabilirim?

*Küçüklerine şefkat etmeyen…Bizden değildir.

*Rahmet (Şefkat) sahiplerine Rahman rahmet eder, arz ehline rahmet edin( müşfik olun ) ki  sema ehli de size rahmet etsin.“(Rabb’im şöyle buyurdu) :Şurası muhakkak ki rahmetim  gadabımı geçmiştir”.( Halka ) merhametli ol-mayana ( Hakk tarafından ) rahmet edilmez, merhamet an-cak şaki olanlardan alınmıştır.

Diye buyuran  Peygamberimiz ( sav )  dinimizdeki şefkatin önemini ısrarla belirtmiştir. Bunun  mükafatını da Allah (cc) verecektir.

           

            Ayıpları örtmek:Dostlukların devamı için insanla-rın  kusurlarını  örtmek, yeri  geldiğinde  görmemezlikten gelmek ve kusurlarını yaymamak gerekir.

Hadiste “Ne mutlu o kimseye ki kendi kusuru ken-disine,başkasının kusurlarını görmeye zaman bırakmaz”.

Olabilecek  hata  ve  kusurların  kendimizden  kay-naklandığını  düşünmek takvadandır. Yapılan kusur ve ka-bahatlerin  ifşa  edilmesi  gıybettir. İslama uygun olmayan hal  ve hareketleri  açıkta yapıp insanları eğlendirmeye ça-lışmak tamamen saçmalıktır,günahtır.Çünkü insanların ku-surları gülünecek bir bahis değildir. Neticede bizim de gü-lünecek birçok tarafımız bulunabilir.

Sadakat: Doğruluk, gerçeğe  uygun  hayat tarzı ve menfaat  gözetilmeksizin  insanların  birbirine bağlılığıdır. İnsanların  birbirine sadakati  belli bir  çıkar ve menfaatler üzerine  kurulursa  gerçekten bir sadakat oluşmaz. Bu dav-ranışlar yalancılık ve hıyanettir.

“Kendilerine hıyanet edenleri savunma;çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkarları sevmez”. 

Nisa-107 

            “ Eğer  sana  hainlik  etmek isterlerse ( üzülme, çünkü ) daha  önce Allah’a  da hainlik  etmişlerdi  de Allah  onlara  karşı  sana  imkan  ve  kudret  vermişti. Allah  bilendir,hikmet sahibidir”             Enfal-71

En büyük ve en önemli dost Allah’ü Teala ‘dır.O’ nunla beraber olmak, O’nun  kullarıyla dostluk  kurmaktır.

           

            Sılay-ı Rahim:Akrabayı arayıp sorma,akrabaların kusurlarını  bağışlama ,muhtaç  olanlara  yardım etmektir. Akrabalarla görüşmek,sohbette bulunmak,yaşadıkları yer-lerde onları ziyaret etmek sılay-ı rahimdir.Hadiste “Sılay-ı rahim,ömrü uzatır” diye buyrulmuştur.

Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir  şeyi ortak koşmayın.Ana babaya,akrabaya…iyi davranın;Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez”.                                                   Nisa-36

           

            Böbürlenmek(Mubahat) : Maddi ve manevi bazı vasıflardan dolayı övünmek demektir. Geçici bir varlıktan dolayı övünmek,kendini yüksek görmek caiz değildir. Bu-nun  bir  başka ismi de ucubtur. Peygamberimiz  (sav) de-vamlı olarak “ucubtan sana sığınırım” diyerek dua ederdi. Yine bir başka hadiste “üç şey helak edicidir: Fazla cimri-lik,kendisine uyulan heva (nefs arzusu), kişinin kendi nef-sini beğenmesidir” buyrulmuştur.

Kendini  beğenmiş  olan insanların  üzerinde ucub, kibir, enaniyet, riyakarlık mevcut olur. İnsanın bu tür huy-larla etrafındaki insanları küçük görmesi toplum içerisinde tepki almasına sebep olur.Ve insanlar tarafından dışlanma-ya kadar varabilecek bu hal ve hareketler dost edinme kav-ramını ortadan kaldırır.

Medh:İradeyle yapılan güzel işlerden dolayı dil ile övmek demektir.

Övgüye  layık  kimseleri  övmek cemiyet arasında fazilet ve kemalin  artmasına sebep olduğu için iyidir. Bu-nun tehlikeli tarafı övülen insanın övünçten dolayı gurur-lanmasıdır.Gurur insanı değişik hal ve hareketlere götürür. Hadiste “ Övücüleri gördüğünüz  zaman  yüzlerine  toprak saçınız”  buyrulmuştur. Şahsi bir  çıkar  düşüncesiyle layık olmayanları övmeye kalkışanlar bu tür muamelelere layık-tır.

           

            Latife ve Mizah : Şaka ve hoş söz  demektir. Şaka yapmak da ciddiyetsizliği gerektirmez.Peygamber  efendi-miz ( sav )’in yapmış olduğu latifelerde hiçbir zaman yala-na yer yoktu. Bundan  dolayı yalana kaçmadan ve argosuz bir şekilde şaka yapılmalıdır. El şakası, insanların  sakınıp yapmaması gerektiği önemli bir husustur. Bu tür şakaların neticesinde hoşnutsuz olaylar ortaya çıkabilir.

           

            Dostluğun Temel Şartları:İnsanların dostluklarını pekiştirebilmeleri için bazı temel şartlar gereklidir.Bu şart-ların en önemlisi;söz vermek,verdiği sözü yerine getirmek, riyakarlık yapmamaktır.Peygamberimiz ( sav ) : “İki yüzlü olan kimse,Allah katında bir mevki sahibi olamaz” buyur-muşlardır. İnsanoğlu bir konu hakkında söz verdiği zaman vermiş olduğu söz ona vacip olur. Vacibin terki olmayaca-ğına göre sözümüzü yerine  getirip  sorumluluktan  kurtul-mamız gerekir.

İyilik  yapmak, insanlara  hizmet  etmek  görünüşte çok kolay olmasına rağmen nefsimize  çok  zor  gelmekte-dir.Yapılan iyilikleri illaki  maddeye  dayandırmak bizlere hiçbir kazanç sağlamaz.Oysaki Allah’ın rızasını kazanmak düşüncesiyle yapılan iyiliklerin tamamı birer ahiret yatırı-mıdır.

Hadiste “ İnsanlara mudara  etmek bir sadakadır ” buyrulmaktadır. Mudara kelimesi  yüze gülmek manasına gelir.Az sadakanın çok bela savdığını düşünecek olursak, bir  tebessümün  en  kolay sadaka verme olduğunu düşün-memiz gereklidir.

İnsanlar  merhamet sahibi olmak zorundadır. Yapı-lan  iyiliklerin  temelini araştırdığımızda  merhamet ortaya çıkar.Merhamet duygularını hadiste “ Yerde  olanlara mer-hamet ediniz ki,gökte olanlar da size merhamet etsin” buy-rulmuştur.

O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumu-şak davrandın!Şayet sen kaba,katı yürekli olsaydın,hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet…”                      Al-i İmran-159

            Değerini bilme kadirşinaslıktır.Herkesin gerçek ye-rini ve değerini bilip  hakkında ona göre  işlem  yapmaktır. Anlatılan  bütün  dostluk  bağlantıları, insanların  birbirine karşılıklı  değer  vermesidir. Ne  ekerseniz  onu biçersiniz. Sizler insanlara gerekli değeri ve saygıyı gösterdiğiniz za-man onlar da bilmukabil size aynı harekette bulunurlar.

           

            Terbiye Kavramı : Toplum  içerisinde  yaşantılar aile birliğiyle  bütünleşip  şekillenir. Ailedeki namus,rızka razı olma,irade gücü,cömertlik,ar,haya ve fazilet ailenin i-çerisinde  oluştuğunda  yıkılması  güç bir birlik teşkil eder. Bu birliklerin bir araya gelmesi de toplum içerisinde düze-ni sağlar.

Bu düzen içerisinde fazilet sahibi insanlar adaletten ayrılmayan, günahlardan  kendini  koruyan,sabır ile haline şükreden, halinden  memnun olan yiğit ve kahramanlardır. Aileler yetiştirmiş olduğu evlatlarıyla anılırlar. Burada ter-biyenin önemi çok büyüktür.Aile içerisinde başlayan talim ve terbiye, toplum hayatındaki  terbiyeyle birleştiği zaman memleketine faydalı insanlar ortaya çıkar.

İttika(Yüce Allah’tan korkma):

            Sözlükte  sakınmak, çekinmek, günahlardan ve bü-tün  kötülüklerden  kendisini korumak,takvayla haraket et-mektir.

Hz. Ebu Zerr ( ra ) anlatıyor: “Resulullah  (sav) bu-yurdular ki, her nerede olursan ol Allah’tan ittika et ve kö-tülüğün  arkasından  iyilik yap  bu onu yok  eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et”.

Bu konuyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de

“Ey iman edenler ! Allah’tan,O’na yakışır şekil-de korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin”                                                           Al-i İmran-102

            “Ey insanlar!Doğrusu biz sizi bir erkekle bir di-şiden yarattık. Ve birbirinizle  tanışmanız  için  sizi ka-vimlere ve  kabilelere ayırdık. Muhakkak ki  Allah  ya-nında en değerli olanınız,O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir her şeyden haberdardır”.                                                         Hucurat -13

Böyle buyrulmuştur.

İmam Malik anlatıyor: “Bana ulaştığına göre bir a-dam  İbnuz Zübeyr ( ra )’e şöyle  yazdı: “Haberiniz  olsun takva ehlinin ,bir kısım alametleri vardır ki,bunlar sayesin-de  kendileri  bilinebilir. Onlar  da bunları bilirler. Şöyleki muttakî:

*(İhtilaf halinde) verilen hükme razı olur.

*Nimetlere şükreder.

*Belaya sabreder.

*Dilinden doğru çıkar.

*Vaadine ve ahdine vefa gösterir.

*Kur’an’ın ahkamını kendine yol yapar.

Ayetler  ve  hadislerden  anlaşıldığı üzere Allah’ü Teala’dan korkmak ve Allah’u Teala’yı sevmek gereklidir. Kalbimizin büyük bir  bölümünü  Allah’ü Teala’nın sevgi-sine ayırmamız gereklidir.

İhsan:

İyilik, lütuf, bağışlamak, cömertlik  yapmak, Allah (cc)’ı görür gibi ibadet etmek,güzel bilip güzel eylemektir.

“ Allah’ın  sana  verdiğinden  ( O’nun  yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste;ama dünyadan da na-sibini unutma. Allah  sana  ihsan ettiği gibi, sen  de (in-sanlara) iyilik et.Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez”       Kasas-77

İbnu Ömer ( ra ) anlatıyor: “( Babası ) Ömer  ibnül Hattab (ra) dedi ki: (Resulullah (sav)) ,(zaman zaman) ba-na ihsanda bulunuyordu.(Her seferinde ben):“(Ey Allah’ın Resul’ü!) bunu,buna benden muhtaç olan birine verseniz!” diyordum.Resulullah ( sav ) : “Al bunu! Bu maldan sen is-temediğin  ve gelmesini bekler durumda  olmadığın  halde gelen bir şey olursa onu al ve temellük et(yani kendi malın kıl,malın olduktan sonra ) dilersen ye, dilersen sadaka ola-rak bağışla.(Bu vasıfta) olmayan mala nefsini bağlama!”.

Allah’ın  rızasını  kazanmaya sebep olan her güzel iş bir hayırdır.Geçerli olan asıl hayır da budur.Hayrın kar-şıtı şerdir. Hakk’a ve yaratılışa uymayan ve kötü bir sonu-cu gerektiren her şey şerdir,fenalıktır.

İhlas:

Müslüman, ibadetlerini Allah ( cc ) rızasını  kazan-mak için yapmakla görevlidir.Sadaka,zekat,yardım, güler-yüz, tatlı dil vb. gibi her  çeşit  hayırlı  amellerde  Allah’ü Teala’nın rızasını arama işine ihlas denir.İhlasın karşıtı ri-yadır. Yani her çeşit ibadet  ve dinin teşvik ettiği diğer ha-yırlı  ameller  de Allah’ü Teala’nın rızasını değil, dünyevi bir maksat gütmek,insanların rızasını aramak riyadır.Kısa-ca riya iyi görünerek  insanların  kalbinde  yer almayı iste-mektir.

Peygamberimiz (sav) amellerdeki  ihlassızlığı riya ile ifade etmiştir.

İmam Gazali de beş  şeyle riya  yapıldığını  belirte-rek teker teker açıklar. Bu beş şey: Beden,elbise,söz,amel, arkadaş çokluğudur.

Riya İslam nazarında bir nevi şirktir. Çünkü hayırlı ameller Allah ( cc ) için yapılacakken dünyevi bir menfaat için yapılınca,o menfaat Allah’ü Teala yerine konmuş ola-caktır.Resulullah  (sav) şirkin bu çeşidine gizli şirk demiş-tir.          

“ ( Ya Muhammed ! ) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah  dilediğini doğru yola ile-tir. Hayır olarak  harcadıklarınız  kendi  iyiliğiniz için-dir. Yapacağınız  hayırları  ancak  Allah’ın rızasını ka-zanmak  için yapmalısınız. Hayır olarak  verdiğiniz  ne varsa,karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız”.                              Bakara-272

Hadiste “Kıyamet günü  riyakar adama : “Ey facir, ey  gaddar, nefsine  gadreden, ey  gösterici  mürai, amelin mahfoldu,mükafatın kayboldu. Amelini kime gösteriş için yaptınsa git ondan mükafatını al!” denir”

İstikamet:

Doğruluk demek olan istikamet,itikatte,amelde,hal üzere olmada, söz ve bütün  davranışlarda ifrat ve tefritten sakınıp nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin yolunda yü-rümeye itina göstermedir.

“Şüphesiz,Rabb’imiz Allah’tır deyip, sonra dos-doğru  yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onla-ra: Korkmayın,üzülmeyin,size vadolunan cennet ile se-vinin! Derler”                         Fussilet-30

            Süfyan ibnü Abdullah Essakafi (ra) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü,bana İslam hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana  yetsin ve sizden  başka  kimseye İslamdan  sormaya hacet bırakmasın” dedim. Şu cevabı verdi : “Allah’a inan-dım de,sonra da doğru ol” buyurdu.

Din  ve  akıl  çerçevesi içinde yürüme istikamettir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir Müslüman tam istikamet  sahibi bir insandır. Böyle bir in-san toplumun en önemli bir organı sayılır. İstikametin kar-şılığı  hıyanettir  ki doğruluğu bırakıp verilen  sözü  gözet-memek, caymak, emanete riayet etmemektir.İnsan hakları-na  tecavüz  etmektir. Bir  ayette  Peygamber  Efendimize (sav) hitaben  şöyle  buyrulmuştur: “Emrolunduğun  gibi istikamette bulun”.

           

            İtaat:

            “ Bunlar, Allah’ın ( koyduğu ) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah  onu  zemi-ninden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır;orada de-vamlı kalıcıdırlar.”                             Nisa-13

            “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin.Peygambe-re ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin.E-ğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz.Allah’a ve ahi-rete  gerçekten  inanıyorsanız  onu  Allah’a  ve Resul’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem ha-yırlı,hem de netice bakımından daha güzeldir”.                                                                            Nisa-59

            “Kim  Allah’a  ve  Resul’e itaat ederse işte onlar Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamber-ler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir.Bun-lar ne güzel arkadaştır!”.                              Nisa-69

Her kim Allah’a ve Resul’üne itaat eder,Allah’a saygı duyar ve  O’ndan sakınırsa, işte asıl onlar mutlu-luğa erenlerdir.”                                            Nur-52         

Peygamber efendimiz;

“Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de  bana  isyan  ederse Allah’a isyan  etmiş olur. Emîr’ime kim itaat ederse bana itaat etmiş olur. Emîr’ime  kim isyan ederse bana isyan etmiş olur.” buyurmuştur.

Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona  göre  yürümek  itaattir. Bunun  karşıtı  isyandır. Yüce Allah’ın  emirlerini  dinlemeyen bir insan günahkar ve ha-yırsız bir kimsedir.İtaatin kalktığı masiyetin oluşuğu yerle-re Hak Teala’nın azabı ve gadabı iner.

İtaat ailede başlar,toplum yaşantısında devam eder.

İtimat:

İtimat;güvenmek ve emniyet etmek manasına gelir. Güvenilen şeylere kalben inanmak da gereklidir.Onun için insan güzel ve doğru haraketleriyle herkesin  güvenini  ka-zanmaya çalışmalıdır.Bu hal ve hareketler  insana  toplum-da iyi yerler kazandırır.İtimadın karşıtı ihanet  ve  hıyanet-tir.Hadis-i Şerifte Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyur-muştur:Münafığın alameti üçtür:

1-Konuştuğu zaman yalan söyler,

2-Söz verdiğinde yerine getirmez,

3-Kendisine verilen emanete ihanet eder.

Yine Peygamber Efendimiz (sav); “Allah’ım!Açlıktan sana sığınırım,çünkü o pek fena yatak arkadaşıdır. Hıyanetten sana  sığınırım, çünkü  o  ne  kötü huydur” buyurmuşlardır.

“Ey iman edenler! Allah’a ve peygambere hain-lik etmeyin;sonra bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz”.                             Enfal-27        

            İktisat:

            Her  işte  denge  üzerine  bulunmaktır. Gereğinden fazla ve noksan harcama yapmamak, aşırıya kaçmamaktır. Aşırıya kaçmak haramdır.Fertlerin ve cemiyetin yok olma-sına neden olur.Ebu Bekir Essıddik (ra) anlatıyor:             “Resulullah (sav) buyurdular ki         “Cehennem;bozguncu,cimri ve başa kakıcı  her  in-sana yakındır.”

İbnu Amr ibnül As (ra) anlatıyor; “Resulullah (sav) buyurdular ki: “Yiyiniz,tasadduk ediniz,giyiniz.Fakat bun-ları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız”.

Ey Ademoğulları!Her secde edişinizde güzel el-biselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin;çünkü Allah israf edenleri sevmez”.                       Araf-31         “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

           Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dost-larıdırlar. Şeytan ise Rabb’ine karşı çok nankördür.

            Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır,(kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.”

                                                                       İsra-26-27-29            

            İnsaf ve Emniyet:

İnsaf; adalet içinde hareket etmek ve gerçeği kabul etmektir. Ciddi  ve  iyi huylu insanların alametidir. Çünkü gerçek  din  faydalı olan şeylerin kabul edilerek yapılması ve zararlı şeylerden sakınılmasıdır.Resulullah (sav)’ın “İn-saf dinin yarısıdır ” sözünden iman sahiplerinin insafı  terk etmemesi gerekliliği vurgulanmaktadır.

İnsafsızlık haseti ortaya  çıkarır. Nitekim  Kur’an-ı Kerim’de  Hz. Adem’in  iki  oğlu  arasında  cereyan  eden  olay (Maide 27-30) ve gerekse Hz. Yusuf’un kardeşleri ta-rafından kuyuya atılması ( Yusuf  4-10 ) hadiseleri  bahse-dilmektedir.

            “ De  ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü  zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan  üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı va-kit  kıskanç  kişinin  şerrinden sabahın Rabbine sığını-rım!”                                                  Felak-1-5

Bütün  bu anlatılanlar insanın kendisine bir  takım tedbirler  alıp dışarıdan gelebilecek hıyanetlere karşı emni-yet tedbirlerini  alması gerektiğini hatırlatmaktadır.Birşeye güvenmek manasına gelen  emniyet  insanların  sırlarını ve mallarını saklamak, tedbir almak halidir.Emniyetin karşılı-ğı hıyanettir.

Teenni:

Bir işte acele etmeyip düşünerek hareket etmektir. Vakti gelen bir iş için teenniye  gerek  yoktur. Teenninin karşıtı istical,acele etmektir. Nitekim Hadis-i  Şeriflerde; “Yavaş davranmak (teenni) Rahman’dan,acele ise şeytan-dandır.”     “Ahiret işi müstesna, her işte yavaş ve tedbirli davranmak hayırlıdır.”

           

            Ta’zim:

Hürmete  değer  bir kimse hakkında,büyük sayıldı-ğını gösterecek şekilde  güzel bir davranışta bulunmak de-mektir.Bunun karşıtı  tahkirdir yani küçümsemedir ki asla caiz değildir.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde; “ Bizim büyüklerimize saygı göstermeyen  ve  küçüklerimize mer-hamet etmeyen bizden değildir ” buyurmuşlardır.

Tefekkür:

Düşünmek  ve  bir  iş üzerinde fikir geliştirmek de-mektir.Yüce Allah’ın (cc) kudretine delalet eden varlıkları düşünmeye dalmak Cenab-ı Hakk’ın kudretini ve varlığını kabul etmektir.Bu bir ibadettir.Tefekkürün karşıtı gaflettir. Bu,insana asla yakışmaz.

El Eğarrul-Müzeri (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki : “Şurası muhakkak ki bazen kalbime gaflet çöker.Ancak ben Allah’a günde yüz sefer istiğfar eder (af-fımı dilerim).”

“Onlar,ayakta dururken,otururken,yanları üze-rine  yatarken ( her vakit ) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında  derin  derin  düşünürler ( ve şöyle derler: )Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz.Bizi cehennem azabından koru!”                                                       Al-i İmran-191

Tefekküre ulaşmada üç  yol  vardır. Gördüğün  bir canlı ya da yaratılmışta;

1-Ne güzelmiş

2-Allah (cc) ne güzel yaratmış

3-Allah’ım,Sen ne güzelsin,demektir.

           

            Tevazu:

Kendini büyük  görmemek, bulunduğu dereceden daha  aşağı  derecede  saymaktır. Karşıtı tekebbür veya te-cebbürdür. Bir Hadis-i  Şerifte; “Yüce Allah ölçülü davra-nanı zengin eder,israf edeni de fakir düşürür.Tevazu göste-reni yükseltir, büyüklenen kimseyi de  kırıp geçirir ”  buy-rulmuştur.

Ebu  Ümame (ra)  anlatıyor : “ Çok  sıcak  bir güde Resulullah (sav)  Baki’ul-Garkad cihetine geçti. Arkasında yürüyen kimseler vardı.Bir ara ayak sesini işitince bu O’na ağır geldi ve içine bir  kibir  düşer endişesiyle yere oturdu, halkın kendisini geçmesini bekledi.”

Geçmiş peygamberlere inen semavi kitaplarda şöy-le buyurduğu  rivayet edilir; “Ben herkesin namazını kabul etmem  ancak azametim karşısında tevazu ile eğilen kulla-rıma  kibir etmeden ve Benim rızam için aç fakirleri doyu-ran kimselerin namazını kabul ederim.”

“Biz,her ümmete-(kurban kesmeye uygun) hay-van  cinsinden  kendilerine rızık olarak  verdiklerimiz üzerine  Allah’ın adını ansınlar diye- kurban  kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlahınız, bir tek İlah’tır. Öyle ise , O’na teslim olun.(Ey Muhammed!)O ihlaslı ve müteva-zi insanları müjdele!”                            Hacc-34

Tevekkül:

Allah’a güvenmek,kulluk görevini yaptıktan sonra başarıyı Allah’tan beklemek ve insan gücünün yetişemedi-ği şeyleri Yüce Allah’a bırakıp ümitsizliğe ve kedere  düş-memektir.

Amr  ibnul-As (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) bu-yurdular ki: “Şüphesiz,her derecede,Ademoğlunun kalbin-den bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara  ilgi  duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına  hiç aldırmaz. Kim de Allah’a tevekkül ederse,kalbinin her şeye ilgi kurarak da-ğılmasını önlemek için) Allah ona yeter.”

 

Cud:

Cömert davranmak,insanlara ihtiyaçlarını bildirme-lerine meydan  vermeksizin ihsan ve ikramda bulunmaktır. Buna sehavet de denir. Bir hadis-i şerifte: “Cömert kimse-nin yemeği şifadır. Hasis (cimri) kimsenin yemeği de has-talıktır ”  buyrulmuştur.

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder.Allah ise size katında bir mağfiret ve bir lü-tuf vaat eder. Allah  her  şeyi  ihata eden ve her şeyi bi-lendir.”                                               Bakara-268

            “Allah’ın, kereminden kendilerine  verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler,sanmasınlar ki o,kendile-ri için hayırlıdır;tersine bu onlar için pek fenadır.Cim-rilik ettikleri şey de kıyamet gününde boynuna dolana-caktır. Göklerin ve yerin mirası  Allah’ındır. Allah bü-tün yaptıklarınızdan haberdardır.”                                                                        Al-i İmran-180

            Huşu:

Tevazu  göstermek,Hakka boyun eymek,korku ile sevgi karışımı  olan saygılı  bir  tavır  takınmak  demektir. Karşıtı gaflet içinde  kendini  büyük görme,kalp huzurun-dan yoksun olmadır. Allah korkusuna Haşyetullah denir.

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yük-sek olmayan bir sesle  sabah  akşam Rabbini an.Gafil-lerden olma.”                                    A’raf-205

            “Ey insan!Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin;sonunda O’na varcaksın”                                                                       İnşikak-6

İbni Ebu Şeybe ( ra ) rivayetinde  Resulullah (sav) şöyle buyurdu : “Dünyalıktan  gönlüne  bir şey geçmeden huzur ile iki rekat namaz kılan kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur.”

Bilmiş ol ki huşu,imanın meyvesi, özü ve  Allah’ü Teala’nın  azametini ve kendini kusurunu idrakın neticesi-dir.Bunu anlayan namazda,namaz haricinde,yalnızken,hat-ta tuvalette bile huşudan ayrılmaz. Bunun içindir  ki  huşu yalnız namaza bağlı değildir.

Müslim ibni Yesar (ra) Basra camilerinden birinde namaz kılarken bir direk, onun arka tarafına yıkıldı  ve bir kubbe çöktü. Bu büyük gürültüyü duyanlar camiye  koştu, onun bir direk gibi namaz kıldığını gördüler, selam verdik-ten sonra geçmiş olsun  diyenlere “ne oldu?” diye sorunca “bu yıkılmış direği görmüyor musun?” dediler.“Ne zaman yıkıldı?”,  “şimdi namaz kılarken az  kaldı  üzerine  yıkıla-caktı”dediklerinde, “benim bundan haberim yok”dedi.

Haya:

Utanma,hicab,ar,namus demektir. Karşıtı vakahat (utanmazlık)tır.Hayasızlık insanı insanlıktan çıkarır, hay-vanlardan daha aşağı düşürür. Bir hadis-i  şerifte : “Haya imandan bir bölümdür. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz” buyrulmuştur.

Sebat:

Sözde durmak, verilen  sözü yerine  getirmek, bir işte, bir inançta veya bir düşüncede  kararlı bulunmak de-mektir.

“Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısın-da) sebat gösterin;(cihat için)hazırlıklı ve uyanık bulu-nun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.”                                                      Al-i İmran-200

           

            Hüsnü zan:

Güzel  sanma veya bir şeyin iyiliği üzerinde inanç beslemedir.Karşıtı suizandır.

            “Ey  iman edenler ! Zannın  çoğundan  kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusuru-nu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştir-mesin.Biriniz,ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz  Allah  tevbeyi çok kabul edendir , çok esirge-yendir.”                                             Hucurat-12

            “Halbuki  onların bu hususta  bir  bilgileri  yok-tur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz haki-kat bakımından bir şey ifade etmez.”                Necm-28

           

            Hikmet:

İlim ile amelin birleşmesinden meydana gelen yük-sek bir sıfattır. Adaba, ahlaka, öğütlere ait güzel sözlere ve fıkralara da hikmet denir. Hadiste; “Hikmet,mü’minin yiti-ğidir.Onu nerede bulursa alır” buyrulmuştur.

“Allah hikmeti dilediğine verir.Kime hikmet ve-rilirse,ona pek çok hayır verilmiş demektir.Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.”       Bakara-269

           

            Hilm:

Şiddete sabredip tahammül etmek,öfke ateşini sön-dürmek ve nefsi heyecandan korumaktır. Karşıtı hiddet,te-hevvürdür.Hiddet,hoşa gitmeyen bir olaydan dolayı gazab kuvvetinin parlayıp meydana çıkmasıdır. Kızgınlık ve  da-rılma halleri, kalpteki kanın taşması zamanında  meydana gelen bir nefis değişikliğidir  ki  haksız yere olunca bir ku-sur sayılır.Hilm, ilim ve hikmete bağlı  olmalıdır. Hadiste; “Hiçbir  şeyin bir  kimsede birleşmesi ilimle hilmin birleş-mesinden daha üstün olamaz ” buyrulmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

YEME-İÇME ADABI

 

Yemek,içmek,beslenmek,ilim ve ibadetle beraber her insanın temel ihtiyaçlarındandır.Her kültürün,her medeniye-tin,her zamanın kendisine has bir yaşamı, giyim-kuşam tarzı olduğu gibi bir mutfağı da vardır.Müslüman kalmanın şartları arasında İslam’ı bizde gösteren kıyafetler veya ibarelerin mu-hafazası  olduğu gibi İslam mutfağının da korunup  uygulan-ması gerekmektedir.

Gerçek manada Müslüman olmak için İslam mutfağın-dan yemek şarttır. Gayrimüslim mutfağından yeyip içmekle Müslüman  kalmak çok zordur. Çünkü onların yemeklerinde şarap,domuz,leş,yırtıcı hayvan eti,böcek ve besmelesiz kesil-miş hayvan etleri bulunmaktadır.Bütün bunları bilerek yeyip içmek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.

Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler ibadetlerimize na-sıl yön verip şekillendirmişse yeyip  içme konusunda da biz-lere en iyiyi göstermektedir.

En küçük adabına varıncaya kadar her şeyin anlatıldığı hadislerde,bir başka kültürden taklide gerek kalmaksızın İsla-mî medeniyet çerçevesinde yeyip içmek sağlık, şifa ve afiyet-tir. İnsanoğlunun yaşayabilmesi, emrolunan ibadetleri yerine getirebilmesi,israfa kaçmadan yeyip içmesi vacip olmuştur.

Unutmayalım ki Cenab-ı Hakk inansın inanmasın ya-rattığı her kulun rızkını vermektedir. Allah’ü Teala yarattığı helal hayvanlar ve topraktan çıkardığı  nebatatlar  sayesinde bizlerin rızıklanmasını en güzel şekilde nasip etmiştir.

Bizlere sunulan bu ikramların orjinalleri cenneti a’lada bulunmaktadır.Bizler bunların suretlerini büyük bir zevk içe-risinde tüketmekteyiz.

Helal yemek olmayınca kişinin  müslümanlığı sahih olmaz.Unutmayalım ki haram yeyip içmek,hırsızlık yapmak, haraç almak,tartıdan çalmak,rüşvet vermek vb haksız kazanç sağlamakla  beraber  malının zekatını  vermemek de  bizi İs-lam’ın dışına kaydırır.Malının zekatını vermeyen kişinin bü-tün malı kendisine haram olur.

Kur’an-ı Kerim‘de yeyip içmekle ilgili birçok ayetler bulunmaktadır.Öncelikle bunları beyan edip,sonra hadislerle

mevzumuzu anlatalım.

“….. O Resul  onlara ma’ruf  ile emir ve  münker-den nehyeder. Onlara pak olan şeyleri helal,murdar olan şeyleri haram kılar…….”

                                               A’raf-157

            “Ey insanlar;bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal ve temiz olmak şartıyla yeyin……”

                                               Bakara-168

            “Size  şunlar haram  kılındı: ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası  adına kesilen,boğulmuş,vurulmuş,yu-varlanmış,süsülmüş,yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup henüz canlıyken kesmedikleriniz,dikili taşlar üzerinde boğazlananlar…….”

                                               Maide-3

            “Sana kendilerine neyin helal edildiğini soruyorlar. De ki: size  bütün temiz nimetler helal edildi.Allah’ın size öğrettiği şekilde eğiterek yetiştirdiğiniz  avcı hayvanların size tutuverdiklerinden yeyin ve üzerine besmele çekin…”

                                               Maide-4

            “Bugün  temiz nimetler size helal edildi. Kendileri-ne kitap verilenlerin yemekleri size, sizin yemekleriniz de onlara helaldir…….”

                                               Maide-5

            “Deniz avı ve onu yemek,size ve yolculukta olanla-rınıza  yiyecek  olmak üzere  helal kılındı. Kara avı ise ih-ramlı bulunduğunuz müddetçe size haram kılındı. Huzu-runa varıp toplanacağınız Allah’tan korkun.”

                                               Maide-96

            “Bir de aranızda mallarınızı haksız  sebeplerle ye-meyin,insanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için o malları hakimlere sarkıtmayın.”

Bakara-188

“Ey iman edenler, öyle kat kat katlanarak faiz ye-meyin ve Allah’tan korkun ki arzunuza ulaşasınız.”

Al-i İmran-130

            “Artık  elde ettiğiniz ganimetten  helal ve hoş ola-rak yiyin ve Allah’tan korkun!Çünkü Allah,bağışlayan çok merhamet edendir.”

                                               Enfal-69

            “O halde eğer O’nun ayetlerine inanıyorsanız üze-rine Allah’ın adı anılmış olanlardan yeyin.”

                                               En’âm-118

            “Üzerine Allah’ın adı anılmamış olanlardan yeme-yin; çünkü o kesinlikle Allah’ın emrinden çıkmaktır…..”

                                               En’âm-121

            “Hayvanlarda da sizin için gerçekten bir ibret var-dır. Onların  karınlarındakilerden size içiriyoruz ve sizin için onlarda hem birçok yararlar  vardır, hem  de etlerin-den yersiniz.”

                                               Mü’minûn-21

            “Ey Peygamberler helal ve hoş şeylerden yeyin ve güzel işler yapın;çünkü Ben,bütün yaptıklarınızı bilirim.”

                                               Mü’minûn-51

            “…..yiyin,için;ancak israf etmeyin.Çünkü O israf edenleri sevmez.”

A’raf-31

 

Yiyip içme haram ve helal konularında belirtmiş oldu-ğumuz  ayetlerin dışında başka ayetler de bulunmaktadır. Bu kadar ayeti bildirmek bize yeterli gelmiştir.Önemli olan doğru ve iyiyi anlamak,öğrenmek ve amel etmektir.

Ayeti kerimelerle birlikte hadisi şeriflerin ışığında ye-me ve içme adabını aşağıya sıralayacak olursak

1 ) Yemeğin  başında  besmele çekmek  sonunda da Allah’a hamd etmek

Hz. Aişe (ra) anlatıyor:Resulullah (sav) buyurdular ki;

“Sizden kim bir şeyi yerse “Bismillah  (Allah’ın adıy-la)” desin.Bidayette söylemeyi unutmuşsa,sonunda şöyle söy-lesin ‘Bismillahi fi evvelihi ve ahirihi (başında da sonunda da Bismillah)”

Yine Hz. Aişe (ra) demiştir ki:Resulullah (sav) asha-bından 6 kişi içerisinde yemek yiyordu.Derken bir bedevi gel-di. ( Besmele çekmeksizin ) İki lokma yutuverdi. Resulullah   ( sav ) “Eğer bu adam Besmele çekseydi,yemek hepimize ye-terdi.”diye buyurmuştur.

Hadislerde Besmele-i şerifin bereketine dikkat çekil-mektedir.Allah’ın adıyla yenilen yemekler vücudumuza şifa, hanemize bereket getirmektedir.

Ümeyye  ibnu Mahşiy (ra) anlatıyor:Resulullah (sav) otururken bir adam Besmele çekmeden yemek yiyordu. Ye-meği yemiş geriye tek lokması kalmıştı onu ağzına kaldırır-ken “ Bismillahi evvelehu  ve ahirahu ”dedi.Bunun üzerine Resulullah (sav) güldü ve ;

-Şeytan onunla birlikte yemeğe devam etti.Ne zaman ki Allah’ın ismini zikretti,karnındakileri hep kustu.

Diye buyurmuştur.

Hz. Cabir (ra) anlatıyor:Resulullah (sav) buyurdular ki        “ Kişi evine  döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken  Allah’ın adını zikrederse şeytan ( avanelerine ) ‘size burada gecelemekte yok akşam yemeği de yok’der.Ama kişi eve  girerken Allah’ı zikreder  fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse şeytan ( avanelerine ) ‘akşam yemeğine kavuştu-nuz  ama burada gecelemeniz mümkün  değil’der.Adam eve girerken ve yemeğe başlarken Bismillah diyerek Allah’ı zik-retmezse şeytan (avanelerine) ‘yemeğe de yetiştiniz yatmaya da’der.

Hadislerden anlaşıldığı üzere yemeğe Besmele ile baş-lamak unutulduğu yerde evvelü ve ahirü ile söylemek lokma-larımızı  şeytandan  kurtarmak demektir. Eve besmele ile gir-mek ise şeytanın evimizde konaklamasını engellemektir.

Yemek imkan  nisbetinde ev  halkı  bir araya gelerek yenmelidir. Yemekten  sonra  Cenab-ı Hakk’a  hamd etmek O’na verdiği nimetlerden dolayı şükrümüzü bildirmek gerek-mektedir.Bunun en güzeli ELHAMDÜLİLLAH’tır.

2 ) Sağ eliyle yeyip içmek

İbni Ömer (ra) anlatıyor:Resululah (sav) buyurdu-lar ki; “ Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer,içer.”

Ömer ibnu ebi Seleme (ra) anlatıyor: “ Resulullah (sav)’ın terbiyesinde bir çocuktum.Yemekte elim tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resulullah (sav) bana ikazda bulundu.

-Evlat ! Allah’ın ismini an,sağınla ye önünden ye.

Bundan sonra hep böyle yedim.”

Birinci hadisteki sakın kelimesi şeytan solla yediği için,solla yemek yemeği yasaklamıştır.

İkinci hadiste ise sağ el ile yemek emir olmuştur.

3 ) Fazilet bakımından kendisinden üstün birisi sofra-da varsa ondan önce yemeğe başlamamak

Huzeyfe (ra) anlatıyor:

-Biz Resulullah (sav)’ın yanında yemeğe oturunca Resulullah (sav) yemeğe başlamadıkça kesinlikle elimizi ye-meğe vurmazdık.

4 ) Bereket yemeğin ortasına iner önünden yemek ge-rekir

Abdullah ibni İkraş ibni Zueyb babasından nakledi-yor:Medine’ye gelince O’nu (sav) muhacir ve ensarın arasın-da oturmuş buldum.Elimden tutup beni Ümmü Seleme (ra)nın evine götürdü.Varınca “Yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Bize içeriden bolca et parçaları olan bir tepsi getirildi.Ondan yemek için yanaştık.Ben elimle kabın her tarafını yokladım. Resulullah (sav) önünden yedi.(Bir ara)Sol eliyle sağ elimden tuttu ve “Ey İkraş bir yerden ye.Çünkü kabın içindeki yemek tek bir yemektir.(her taraf birdir)”buyurdu.Sonra bize,içeri-sinde taze ve kuru çeşitli hurmalar bulunan bir tabak getirildi. Bu sefer önümden yemeğe başladım.Resulullah (sav)’ın eliy-se tabağın her tarafında dolaşıyordu.Bana da “Ey İkraş!diledi-ğin yerinden alıp ye. Çünkü tabağın içindekilerin hepsi  aynı çeşit değil.”buyurdu. Sonra bize su getirildi.Resulullah (sav) elini  yıkadı. Elinin ıslaklığı ile  yüzünü , kollarını ve başını mesh etti ve “Ey İkraş! Bu ateşte pişenden (yenince alınması gereken) abdesttir”buyurdu.

İbni Abbas (ra) anlatıyor:Resulullah (sav)buyurdu-lar ki “Bereket yemeğin ortasına iner öyleyse kenarlardan yi-yin ortadan yemeyin.”

Birinci hadiste anlatılan bir kap içerisinde pişen ye-mek her tarafı aynı olduğu için herkes önünden yemeli, mey-ve,hurma,çerez vb kuru ve çeşitli yiyeceklerde ise beğenileni alıp yemeğe izin verilmiştir.

İkinci hadiste ise bereketin yemeğin ortasına indi-ğini öğrenmiş durumdayız.Öyleyse bereketi yıkmadan yani ortadan yemeden karnımızı doyurmalıyız.

5 ) Bir yere dayanmadan yemek yenmeli

Ebu Cuhayfe (ra) anlatıyor:Resulullah (sav) buyur-dular ki “Ben dayanarak yemem”

Enes (ra)dan gelen bir rivayette;

“Resulullah’ı (sav),Cibril (as) dayanarak yemekten men etmişti.Bundan sonra dayanarak hiç yemedi.”

Şu halde bu rivayet,Resulullah’ı (sav) dayanarak yemekten Cibril (as) men etmiştir.Bu edeb ilahî bir menşeye dayanmaktadır.

6 ) Yemek oturarak yenmeli

İbni Mace’nin naklinde Abdullah şöyle anlatır:

“Resulullah’a (sav) koyun eti ikram etmiştim.Resulullah (sav) yemek üzere hemen  dizlerinin üzerine çöktü. Bir bedevi “bu oturuşta ne?”diye sordu.

Resulullah (sav) “Allah beni kerim bir kul kıldı, anid (inatçı) olan cebbar bir kul kılmadı”cevabında bulundu.”

İbnu Battal,Resulullah’ın (sav) yemek yerken diz çökmesini “Allah’a karşı tevazu” olarak yorumlar.Sonra Züh-ri’den şu mürsel rivayeti kaydeder.

“Daha önce hiç gelmemiş bir melek Resulullah’a (sav) gelerek ‘Allah Teala Hz. seni kul bir peygamber olmak-la melik bir  peygamber olmak arasında  muhayyer  bıraktı !’ dedi.Resulullah (sav)Müsteşarı durumundaki Cebrail (as)’ya baktı.Cebrail (as) mütevazi olmasını ima etti.Bunun üzerine Aleyhisselatü Vesselam ‘ben kul bir peygamber olmayı tercih ediyorum’buyurdular.

Oturarak yemek yemek Allah Teala’ya karşı teva-zu olmakla beraber mütevaziliğin öne çıkmasıdır.

7 ) Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak

Hz. Selman (ra) anlatıyor: “Tevratta okudum:“ye- meğin bereketi ,yemekten sonra (el ve ağzı) yıkamadadır.Di-yordu.Bunu Resulullah’a (sav) söyledim.

-Yemeğin  bereketi  yemekten önce ve sonraki yı-kamalardadır, buyurdular.

Bir başka rivayette ise

“Kim Allah’ın evindeki,hayrı arttırmasını seviyor-sa yemek hazır olunca ve kalkınca ellerini yıkasın”

Aliyyul_Kari “ Yemeğin bereketi , yemekten önce ellerin yıkanmasıdır” diye rivayet etmiştir.

Sağlık açısından düşünüldüğünde ellerin yemekten önce yıkanması gerekmektedir. Bu sıhhate, afiyete ve yemek yerken huzur içersinde yenmesine vesiledir.Yemekten sonra elleri yıkamak ise temizlik ve berekettir.

8 ) Nimete hürmet etmek,yiyebileceği kadar yemek al-mak,israf etmemek

Hz.Cabir (ra) anlatıyor:Resulullah (sav) parmakla-rın ve kapların yalanmasını emretti.Ve dedi ki;

-Siz bereketin,yemeğinizin hangi parçasında oldu-ğunu bilemezsiniz.Öyle ise birinizin lokması düşecek olursa onu alıp bulaşan ezayı temizlesin.Sakın şeytana terk etmesin. Parmaklarını yalamadıkça elini mendille de silmesin.Zira o, taamımızın hangisinde bereket bulunduğunu bilemez.

Rezin,Hz.Enes ( ra )’dan bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir:“Zira yemek kabı kendisini yalayıp yıkayana is-tiğfarda bulunur ve ‘beni şeytandan kurtardığın gibi Allah da seni ateşten kurtarsın’der”.

Hadislerde israf olmaması için yemekten sonra par-makları ve kapları yalamaktan bahsedilmektedir.Kapları yala-maktan maksat içindeki yemek artığını sünnetlenip yenmesi-dir.İkinci hadiste beyan olunan,artıkların şeytana nasip olaca-ğı aşikardır.Bizler şeytan beslemeyelim,tabaklardaki artan ni-metleri ve ufalanan ekmek parçaları vs’leri küçük görüp hür-metsizce davranmayalım. Unutmayalım ki  bize bu nimetleri Cenab-ı Hakk ikram etmiştir.

Bundan dolayı  tabağımıza yiyebileceğimiz  kadar yemek koyup hepsini bitirmemiz gerekmektedir.

9 )Davet olunan yere icabet edilmek,gelen misafirin karnını doyurmak

Davet edilmediğiniz yerlere iştirak etmeyiniz.Bir Hadis-i Şerif’te Resulullah (sav):

“Kul dostları ile yediğinden hesaba çekilmez”di-ye buyurmuştur.

Ziyaretinize gelen insanlara aç olup olmadıklarını sorup,aç iseler onların karınlarını doyurmanız gerekmektedir. Rivayete göre Resulullah (sav):

“Kıyamet günü Allah Teala kullarına:

-Ey ademoğlu,Ben acıktım,Beni yedirmedin.O şahıs

-Sen alemlerin  Rabbisin ben Seni nasıl yedirecektim Ya Rab,der.Allah Teala:

-Aç olan din kardeşin  sana geldi de sen onu yedirme-din. Eğer onu yedirseydin Beni yedirmiş gibi olurdun,buyur-du” diye beyan olmuştur.

Aç olan insanı doyurmak sizden bir şey eksiltmez, çoğaltır,Allah’ın rızasını kazandırır.

10 ) İhtiyaç kadar yemek , lokmaları  küçültüp fazla çiğnemek

Mikdam ibnu Ma’dikerib (ra) anlatıyor:Resulullah ( sav ) buyurdular ki; “Ademoğlu mideden daha  şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir.Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da (mideyi doldur-ma işini ) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: üçte birini yemeğe, üçte birini suya,üçte birini de havaya tahsis etsin. Üçte birden fazlasına yemek koymasın.”

Tıbben  de sakıncalı olan mideyi doldurmak kişiyi şeytana yaklaştırır,nefsanî duyguları azdırır,tembelliği ortaya çıkarır , ibadetten alıkoyar , gafleti arttırır. Açlık ise şeytanın yollarını daraltır.

Ağızda başlayan yeme işini midede kolaylaştırmak için lokmalar  küçük alınmalı ve  bolca çiğnenmelidir. Ağzı-mızdaki lokma bitmeden yenisini koymamak gereklidir.Arka arka sıraladığımız lokmalar bizim rahat nefes almamıza fırsat vermez.

Anlatmış olduğumuz bahislere ilaveten sünnet olan birkaç bahsi de sıralayacak olursak;

*Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek

*İçtiği suya üflememek, kabın  içine soluk vermemek

*Acı olmayan yiyecekler yiyip,ikram etmek

*Sofradayken fazla uzun olmamak kaydıyla güzel ko-nuşmak

*Salih insanlarla yemeğe oturmak

*Kokmuş,yanık,bozulmuş ve ekşimiş yiyecekleri yememek

*Üflenecek kadar sıcak yemek ve içecekten sakınmak

Toplum içerisinde beraber yemek yerken insanların lokmalarına bakılmamalı ve yarış yapılmamalıdır.Yemekte sı-ra takip ediliyorsa  sonraki yemeğe el uzatılmamalıdır. Temiz olup tertibe riayet edilmelidir.Ağız şapurdatarak etraf rahatsız edilmemeli, ağzın içi başkalarına gösterilmemelidir. Ağızdan lokma çıkartarak insanların midesi bulandırılmamalıdır.

Su içme adabı:

             Bir bardak suda altı sünnet bulunmaktadır:

*Besmele ile başlayıp,hamd ile bitirmek

*Üç yudumda içmek

*Oturarak içmek

*Cam bardakta içmek

*Kıbleye dönerek içmek

*Mümkünse başı örtülü olmaktır.

 

Anlatmış olduğumuz sünneti seniyeler bizlerin daha iyi ve sağlıklı yaşamamız için gerekli bilgilerdir.

Hiç tanımadığımız bir davete veya yemeğin helal ol-masında şüphe ettiğimiz bir yerde Mübarek Mürşidim

“Bismillah,aşk için,iman için,ibadete kuvvet niyetiyle Allah rızası için”diye niyet ederek yemeğe başlamamızı nasi-hat etmiştir.

Cenab-ı Hakk yediğimiz ve içtiğimizden sual etmesin, helal olan lokmaları ihsan etsin.Amin.

GİYİM ADABI

Avret yerlerini örtmek, sakınmak, bir  başkasının avret yerine bakmamak otuz iki farzdan birisi olan  setr-i avrettir.Erkeklerde göbek ve diz kapağı arası, kadınlarda ise yüz,elleri ve ayakları dışında kalan tüm vücududur.

Kur’an-ı  Kerim’de Allah’ü  Teala : “Mü’min  er-keklere söyle,gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını(apışları-nı) korusunlar.Bu,onlar için daha temizdir.Muhakkak Allah bütün yaptıklarından haberdardır”.                                    Nur-30

Mü’min kadınlara da söyle,gözlerini sakınsın-lar,ırzlarını korusunlar : Görünmesi  zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakala-rının üzerine vursunlar; zinetlerini kocalarından veya babalarından  yahut  kayınbabalarından  yahut oğulla-rından yahut üvey oğullarından, yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut  kız kardeş oğulların-dan yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulunduk-ları cariyelerden veya uyuntu(şehvetten yoksun) erkek hizmetçiden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı tara-fından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler: Gizledikleri  zinetleri  bilinsin  diye ayaklarını  da  vur-masınlar. Ey  mü’minler hepiniz Allah’a tevbe edin  ki mutluluğu bulabilesiniz” Nur-31

Ayetlerde anlaşıldığı üzere kadının ve erkeğin şeri-at hükümlerine göre görünmelerinde mahsur olmayan kişi-ler bildirilmiştir.Bu kişilerin yanında dahi edeb ve terbiye-li olma şartı vardır.Bu şartları açacak olursak :

Elbise giyme hususunda en önemli sünnet olan  şu-dur:Kalın kumaştan ve bol giyinmektir.

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin elbisesi ince olsa dini de ince olur”.

Yünlü giymek müstehabtır. Renklerin  en hayırlısı beyazdır.Yeşil giyinmek de sünnettir.Resulullah yeni elbi-seyi Cuma günleri giymeye özen gösterirdi.

Ayak  üzeri durarak elbise giymek  doğru  değildir. Çünkü böyle yapmak açılınmayı  sağlar, her türlü afata da-vetiye çıkarır.Ya gülünç duruma düşülür ya da bir sakatlık ortaya çıkar. Bir yere dayanarak veya oturarak giyinilmeli-dir. Ayakta  don  giyenlerde bağırsak  düğümlenmesi  dahi görülmüştür.

Bir  elbise  eskiyinceye  kadar  giyilmelidir. Yama yapmak  sünnettir. Yama vurmadıkça çıkarıp atmak doğru değildir, tevazuya aykırıdır. Eskiyen, daralmış veya  bolar-mış elbiseleri fakirlere vermek sünnettir.

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur : “Eski  elbise-siyle  de olsa bir  kimseyi giydiren kişi,Allah’ın koruması ve emniyeti altında olur”.

Aynı  zamanda giymediği ve çıkardığı elbiseyi dü-rüp toplamadan bırakmamak gereklidir. Bu şekilde bırakı-lan giysileri şeytan giyer.

Erkeğin  kadına, kadının da  erkeğe benzemesi uy-gun görülmemiştir. Bunu  sadece giysilerle  sınırlamamak gerekir.Hz. Peygamber bu olaya lanet etmiştir.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor : Resulullah (sav)’a el ve ayaklarına kına yakmış bir muhannes getirdiler.             “Bunu niye getirdiniz,nesi var?” diye sordu.Kendi-sine :

“Kendisini kadınlara benzetmiştir!” dediler.Bunun üzerine  efendimiz  emretti  ve  nakı nam  mevkiye  sürgün edildi.

“Ey Allah’ın Resulü, onu  öldürmeyelim mi?” diye soranlar olmuştu ki,

“Hayır! dedi.Ben namaz kılanları öldürmekten men edildim”.

Kendisini kıyafetiyle veyahut  da erkek olduğu hal-de kadınlığa özenen, kadın olup da erkekliğe özenen ahlak dışı  hal  ve  hareketlere girip karşı  cinsinin giysilerini  gi-yenlerin durumu yukarıdaki hadiste beyan edilmiştir.

Günümüzde erkeklerin giysilerini giyip ve erkekler gibi tıraş olup  sokaklarda gezen  kadınların  cinsiyeti dahi belli olmamaktadır. Bu tamamen dine aykırı bir durumdur.

“Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü-minlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden(cilcabla-rından) üzerlerini sıkıca örtsünler!…”           Ahzab-59

Bahsi geçen tesettür ayetinde de görüldüğü üzere, kadınların vücut hatları(göğüslerini,kalçalarını,gerdanları-nı,topuklarını) belirgin olmıyacak  şekilde bol ve düzgün  giysilerle örtülmüş olmalı, giysileri vücutlarına yapışma-malıdır

“Hem vakarlarınızla evlerinizde durun da önce-ki cahiliye çıkışı gibi süslenip çıkmayın…”   Ahzab-33

Ebu Said (ra) anlatıyor : Resulullah (aleyhisselatü vesselam) buyurdular ki: “Kim izarını kibirle yerde sürür-se,Allah kıyamet günü ona(rahmet nazarıyla) bakmaz”.

Ravi (Atiyye) der ki : “ Sonra ben , Balat’da ibnu Ömer’e  rastladım. Ebu Said’in Resulullah (aleyhisselatü vesselam)’dan yaptığı rivayeti hatırladım.Eliyle kulağına işaret ederek dedi ki: “Bunu şu kulaklarım da işitti ve kal-bim ezberleyip zaptetti” dedi.

Muğire  ibnu  Şu’ be ( ra )  anlatıyor :   Resulullah (aleyhisselatü vesselam) buyurdular ki : “Ey Süfyan  ibnu Sehl, izarını (topuklarından aşağı) sarkıtma! Çünkü Allah Teala Hazretleri,izarını(topuklarından) aşağı sarkıtanı sev-mez!”

Abdullah  ibnu  Amr  (ra) anlatıyor : “  Resulullah (sav) (bir gün) yanımıza geldiler.Bir elinde ipek bir elbise diğer elinde de altın vardı: “İşte bu iki şey ümmetimin er-keklerine haramdır,kadınlara helaldir” buyurdular”.

Hadisten  anlaşıldığı üzere takı (gerdanlık,küpe,bi-lezik vs.) takmak kadınlara serbest  bırakılmıştır. Buna ör-nek verecek olursak;Resulullah (sav) efendimiz evlenmesi esnasında kızı Zeynep’e  kolye taktığı, hediye gelen bir al-tın yüzüğü  de  kız torunu Ümame’ye verdiğini, Hz. Aişe’-  nin  meşhur  ifk hadisesine  maruz  kalmasına  sebep  olan kaybolan  kolyesini arama hadisesi, kadınların zinet ve süs eşyası kullandıklarını göstermektedir.

Kadınla  erkeği ayıran süs unsurlarından  birisi de sürünme maddeleridir. Erkeklerde koku saçıcı fakat  renk-siz, kadınlarda ise renkli ve kokusuz olmalıdır.Buna sebep günümüzde  bayanların  kullanmış  olduğu  spreylerin  ve parfümlerin dikkat çekici ve tahrik edici olmasıdır.

Eski  zamanlarda çarşaf giyinerek vücudunu dış et-kenlerden  koruyan  bayanlar günümüzde manto (pardesü) ile tesettürlerini yerine getirmektedirler.Bayanlar içleri gö-rünecek şekilde ince giysi giymemelidir.

Anlatmış olduğumuz olaylar kadınlara has hüküm-lerdir. Günümüzde sadece kadınların  tesettürü  ile ilgilen-mek en büyük yanlıştır.

Erkekler için de uyulması gereken birçok hüküm bulunmaktadır.  Bunlardan  belli  başlılarını  sıralayacak olursak ;

Hz. Ali (ra) anlatıyor : “Resulullah (sav) bana altın yüzük  takmayı  kıssı  elbise  giymeyi, rüku  ve  secdede Kur’an okumayı,sarıya boyanmış elbise giymeyi yasakla-dı”.

Hz. Bera (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzükler,altın ve gümüş kaplar,ipekli eyer  yaygıları, ipeksi kıssı kumaşlar, istibrak denen  kalın ipekli kumaşlar, ibrişim kumaşlar  ve  ipek kumaşlar”.

İmran  ibnu  Husayn  (radiyallahü  anhüma)  anlatı-yor : Resulullah (aleyhisselatü  vesselam)  buyurdular  ki : “Erguvanın (Koyu kırmızı rengin adıdır)üzerine oturmam, sarıya boyanmış olan elbiseyi,ipekten kenar çekilmiş elbi-seyi giymem”.

Ravi Husayn (r.anh.) burada rivayeti keserek göm-leğinin  cebine  işaret  etti ( ve anlatmaya  devam ederek ) Resulullah’ın geri  kalan sözlerini tamamladı : “Haberiniz olsun,erkeğin tîbi(sürünme maddesi) kokuludur,rengi yok-tur:Kadınların tîbi renklidir,kokusu yoktur”.

Ravilerden biri demiştir  ki : “Bu yasak  kadının dı-şarı çıkma durumu ile ilgilidir.(Evinde) kocasının yanında olduğu takdirde istediği kokuyu sürünür”.

Bir erkeğin diz  kapağını bir başkasına göstermesi haramdır. Bundan  dolayı giyeceği giysinin diz kapağının altına kadar uzanıp örtmesi gerekmektedir.Giyeceği panto-lonun kesinlikle kalçalarını ve avret  yerlerini ortaya  çıka-racak şekilde dar ve şeffaf olmaması gereklidir.

Resulullah (sav) efendimizin üzerine giymiş oldu-ğu gömlek konusunda şöyle rivayet edilmiştir :“Uzunluğu baldırın ortasına kadar,kolları da parmaklarına kadardı ”.

Vücut  hatlarını ve  pazılarını örtecek  şekilde  bol olan bu giysi erkekler için sünnettir.Pazılarını ve baldırla-rını karşısından gelen insanlara göstermekten zevk duyan insanlar bulunmaktadır.Bu nehyedilmiştir.Çünkü pazıları-na ve vücut hatlarına  kendi  cinsi ve kadınlar  imrenerek baktığında göz zinası meydana gelmektedir.

Yüzümüzün tesettürü olan sakal,vücudumuzun te-settürü olan giysilerimizle  bütünleştiği zaman gerçek te-settür ortaya çıkmaktadır.

Ebu Zerr (ra) anlatıyor: Resulullah (aleyhisselatü vesselam) buyurdular ki: “Kim (dünyada,dikkatleri üzeri-ne çeken) şöhret elbisesi giyerse,Allah ,alçaltacağı gün al-çaltıncaya kadar ,o kimseden yüz çevirir(rahmet nazarıyla bakmaz)”.

Bu  insanlar Allah’ü Teala’nın huzurunda oldukla-rını unutup O’nun  yarattığı kullara büyüklenme, kibirlen-me  ve  kendini  beğenmişlik duyguları içine  girmişlerdir.   Bu  hasletler  Allah’ü Teala’nın indinde yeri olmayan kötü hareketlerdir.

UYKU ADABI

İslam boş zaman kabul etmez derken istirahati red eder  manası çıkarılmamalıdır.  Bizzat  Kuran-ı Kerim’de istirahate ve  dinlenmeye yer  verilmiştir. Hatta en iyi din-lenmenin nerede, ne zaman ve hangi şekilde yapılacağına dair detaylı bilgiler bile vardır.

Kuran-ı  Kerim’e göre dinlenmenin en geçerli vası-tası uykudur.Uykunun bir istirahat ve dinlenme vasıtası ol-duğu aşağıdaki ayetlerle bildirilmiştir.

“Size geceyi geygi (örtü) uykuyu dinlenme, gün-düzü de yeni bir hayat kılan O’dur”.          Furkan-47

“Uykunuzu bir dinlenme yaptık”          Nebe-9    Kur’an-ı Kerim’de bahsolduğuna göre en mükem-mel  dinlenme  şekli uyku olduğu açık olarak  beyan edil-miştir.

Bununla  beraber uyku belirli vakitlerde  tertip ve düzen  içerisinde uygulanmalıdır. Nitekim  Kur’an-ı  Ke-rim’de:           

“Ey İman edenler,sahibi olduğunuz köleleriniz ve  henüz  erginlik çağına girmemiş olan çocuklarınız, (odanıza girmek için) sizden üç vakitte izin  istesinler; sabah namazından önce,öğle sıcağında elbisenizi çıkar-dığınız sırada ve yatsı namazından sonra…”  Nur- 58

Ayetten anlaşıldığı üzere uyku vaktinin sabah,öğle ve gece  olmak  üzere  üç vakitte  münasip  olduğu  beyan  edilmektedir.

 

GÜNDÜZ UYKUSU

Bahsi geçen ayet-i  kerimede gündüz uykusuna yer verilmesi çok yönlü olarak fayda taşıdığını gösterir.Bunlar sağlık, verimlilik ve zaman disiplini,ailevi sohbet ve terbi-ye vb. gibidir.

Rivayete göre Peygamberimiz(sav) sabah namazını kıldıktan  sonra kerahat vakti çıkıncaya kadar ilim ve zikir ile meşgul olur, güneş bir mızrak boyu yükseldikten sonra işrak namazını kılıp takriben bir saat kadar uykuya çekilir-di.

Başka bir hadis-i şerifte de: “Rüyanın gerçek olanı seher vaktinde olanıdır” diye buyrulmuştur.

Hz. Peygamber (sav) bilhassa gece  kalkışına  yar-dımcı  olduğu için öğle uykusuna çok önem vermiştir. Ri-vayetlerde Resulullah (sav)’ın normalde öğle namazından sonra yattığı beyan edilmiştir.

Öğle uykusunun ehemmiyetini belirtmekten başka “Bu uyku hem  ömrün hem  rızkın  çoğalmasına  sebeptir. Çünkü yarım saat öğle uykusu iki saat gece uykusuna kar-şılık gelir”.

Rivayetlere göre Resulullah(sav)günde bir saat öğ-le uykusuna yattığı beyan edilmiştir.

Gündüz istirahati, uyku şeklinde evde olması müs-tehabtır.Bu yüzden kılık kıyafette serbestlik vardır.

 

GECE UYKUSU

“O’dur,içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceyi meydana getiren…”                           Yunus-67

“Rahmetinden geceyi ve gündüzü sizin için yap-tı ki, hem içinde dinlenesiniz hem de çalışıp lütfundan isteyesiniz de şükredesiniz.”                         Kasas-73 

Ayetlerde  anlatılan gece vakti dinlenmek, uyumak için Allah’ü Teala tarafından bizlere ikram edilmiştir.Gece vaktinin huzur ve sükunet için yaratıldığı belirtilmiştir. Şu halde Kur’an-ı Kerim’deki ibarelere göre dinlenme ve ıstı-rahat saatleri esas  itibarı ile geceye bırakılması gerekmek-tedir.Şunu da bilmekte fayda vardır.Fabrikalarda ve iş yer-lerinde  vardiya  usülü çalışan insanların uyuma vakitlerin-de şu vakit geçerlidir diye bir şart yoktur.Bu insanlar fırsat buldukları vakitte uyku ihtiyaçlarını giderebilirler.

Kur’an-ı  Kerim’de en iyi dinlenme vasıtasının  uy-ku olduğu  belirtildiğine  göre en  iyi dinlenme mekanı  da “Allah  size evlerinizden  bir  huzur  ve  dinlenme  yeri yaptı…” Nahl-80  deki ayeti celilesi  ile  evlerimiz olarak belirtilmiştir.

Şu halde Kur’an-ı Kerim sükunet ve dinlenme ara-nacak  en  mükemmel  yer  olarak evlerimizi göstermiş ol-maktadır. Ev  halkının  bu sükunet ve dinlenme  mekanını bozmadan  birbirlerine hoşgörülü davranmaları gerekmek-tedir.Huzuru bozmak da Kur’an-ı Kerim’e ters düşmek de-mektir.Buna komşuları rahatsız etmek de eklenebilir.

Ebu Ümame (ra) : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ve uyku  bastı-rıncaya  kadar Allah’ı zikrederse gecenin  herhangi  bir sa-atinde uyanıp da Allah’tan dünya veya ahiret hayırlarından bir şey isterse Allah’ü Teala istediğini mutlaka ona verir”.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor : Resulullah  (sav) karnı üzerine yatmış bir adam görmüştü;hemen müdahale edip “Bu Allah’ü  Teala Hazretlerinin sevmediği bir yatış-tır” diye buyurmuştur.

Peygamber (sav)  efendimiz  yüzükoyun  yatmayı yasaklamıştır.Bu yatış şeklini“Cehennem ehlinin yatışına” benzetmiştir(Bu da sağlıklı insanlar için geçerlidir).

Hz. Cabir (ra) “Resulullah (sav) kişinin korkuluğu olmayan damda uyumasını mehyetti.”

Can  güvenliği  açısından  bu yatma şekli yasaklan-mıştır.Günümüzde bu şekilde yatanlar mevcuttur.Bu şekil-de düşüp ölmeler ve sakat kalmalar görülmektedir.

İbnu Abbas (ra) anlatıyor: “Resululah (sav) gecele-yin kalktı, kaza-yı hacette bulundu.Yani bevletti. Arkadan ellerini ve yüzünü yıkadı.Sonra tekrar uyudu”.

Bazı  hadislerde  yatmadan  abdest almak  zikredil-miştir. Oysaki kaza-yı hacet için kalkmalarda abdest alma zorunluluğu yoktur.Alınırsa da güzel olur.

Ümmü Seleme ailesinden biri rivayet etmiştir:          “Resulullah (sav)’ın yatağı, insanın kabrine kondu-ğu şekildeydi.Mescit de baş tarafındaydı”.

 

UYKU ADABI

Uykunun on bir adabı vardır:

1-Taharet,temizlik ve misvak kullanmaktır.               Resulullah  (sav) : “Kul temiz olarak uykuya yattı-ğı vakit  ruhu arşa yükselir  ve  gördüğü  rüyalar doğru  o-lur. Abdestsiz yatarsa ruhu yükselmez,gördüğü rüyalar,ad-gasu  ahkam (yani karmakarışık) rüyalar  olup, doğru  çık-mazlar”.

Buradaki taharetten  maksat  zahir ve batın temizli-ğidir.

2-Misvakını  ve  abdest suyunu hazırlayıp uyandığı zaman ibadet edeceğim diye niyet ederek yatmak ve uyan-dığı vakit misvak kullanmak.Şayet tam manasıyla temizlik yapamıyorsa abdest azalarını su ile mesh eder.Su da yoksa kıbleye karşı oturup tefekkür etmek.

“Gece  kalkıp  kılmaya  niyet  ettiği  halde  uykuya yattıktan sonra sabaha kadar uyanamayan kimseye,Allah’ü Teala namaz kılmış gibi  mükafat verir. Uykusu da Allah’- tan ona sadaka olur” buyurmuştur.

3-Vasiyetini yazıp baş ucunda bulundurmak.Çünkü sabaha  çıkacağını  kimse  kestiremez. Halbuki  vasiyetsiz ölenler kıyamete kadar kimseyle konuşamaz.Ölüme hazır-lık bakımından vasiyet daima müstehabtır.

4-Günahlardan  tevbe ederek herkese iyilik yapaca-ğını,uyanacağı zaman zulüm ve bir fenalık yapmayacağını düşünerek uykuya yatmak

Hz. Enes (ra)’den rivayet edildiğine göre :   Resulullah (sav) “ İçinde  kimseye  karşı zulüm ve kin  hissi olmadan uykuya yatan kimsenin bütün cürümleri bağışlanır” buyurmuşlardır.

5-Mümkün  olduğu  kadar mükellef  karyola ve dö-şekleri  terk etmek veya daha mütevazi bir yatak seçilmeli-dir.Nitekim ehli suffa toprak üzerinde yatarlardı. “Toprak-tan yaratıldık, toprağa döneceğiz” derlerdi. Bu tevazuu ve gönül yumuşaklığıdır.Günümüzde böyle yapmanın zor ol-duğunu düşünürsek hiç olmazsa fazla gösteriş  ve  şatafat-tan kaçınılmalıdır.

6-İyice uykusu gelmeden yatıp  kendisini  uykuya zorlamamaktır. Ancak gece kalkmak gayesiyle olursa mu-vafıktır.Onların (selefi salihin) uykuya yatmaları,uykunun tamamen  galebe çaldığı, yemekleri  tamamen  acıktıkları, sözleri  de zaruret hasıl olduğu zamanlarda idi. Namaz ve zikir esnasında yaptığını  bilmeyecek ve  dediğini  anlaya-mayacak şekilde uykusu galebe çalmışsa,dediğini anlayın-caya kadar yatıp uyumalıdır.

Buhari ve Müslim de Enes (ra) rivayet etmiştir: Resulullah (sav) : “Mümkün olduğu  kadar gece namaz kı-lın,uykunuz geldiği zaman da uyuyun.”

Buhari ve Müslim de Enes (ra) rivayet etmiştir: Resulullah (sav) : “ Fakat  ben, hem  kılar hem de uyurum. Hem oruç tutar,hem de ara sıra yerim.İşte benim sünnetim budur.Sünnetimden ayrılan,benden değildir”.

Buhariden Ebu Hureyre (ra) rivayette : Resulullah (sav) : “Bu dini çetinleştirmeyin,o kuvvetlidir.Kim ki onu zorlaştırmaya kalkmışsa,din ona galebe çalar.Allah’a kul-luk ve ibadeti nefsine nefret ettirme”

7-Kıbleye yönelerek yatmak.Bu da iki şekildedir. Birisi ölüm  halinde olduğu gibi sırt üstü yatıp, diğeri de mezarda olduğu gibi sağ omuz üzerinde kıbleye dönerek yatmak,kıbleye ayak uzatmamak.

8-Yatarken dua etmek. Bu konu hakkında rivayet edilen hadis-i şerifler şunlardır.

Hz. Aişe ( radiyallahü anha ) anlatıyor: “ Hz. Pey-gamber (aleyhisselatü vesselam) yatağa girdiği zaman,el-lerini  üfleyip  muavvezeteyn’i  ve  Kul hüvallahü ahad’ı okur ellerini  yüzüne ve vücuduna sürer ve  bunu üç kere tekrar ederdi.Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yap-mamı emrederdi”.

Hz. Bera (radiyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah (aleyhisselatu vesselam) buyurdularki: Yatağına  girdiğin zaman şu duayı oku: “ Allah’ım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim, sırtımı sana  dayadım, senin  rahmetinden ümitvarım, gazabından korkuyorum. Senin ikabına karşı  senden  başka ne  melce var,ne de kurtarıcı.İndirdiği kitaba,gönderdiğin peygamber (aleyhisselatu vasselam)’e iman ettim”.

Hz. Ali (ra) anlatıyor: “ Resulullah ( aleyhisselatu vesselam)  yatacağı  sırada  şu duayı  okurdu : “ Allah’ım Kerim olan Zat’ın adına,eksiği olmayan kelimelerin adına, alınlarından tutmuş olduğun hayvanların şerrinden sana sı-ğınırım. Allah’ım  sen  borcu  giderir, günahı  kaldırırsın. Allah’ım senin ordun mağlup edilemez,va’dine muhalefet edilemez. Servet sahibine serveti fayda etmez. Servet sen-dendir.Allah’ım seni hamdinle tesbih ederim”.

İmam Malik’ten  rivayete göre ona  şu haber ulaş-mıştır: Halid ibnu’l-Velid (ra),Hz. Peygamber (aleyhisse-latu vesselam)’e :

“Ben uykuda iken korkutuluyorum.(Ne yapmamı tavsiye buyurursunuz?)” diye sordu.Ona şu tavsiyede bu-lundu: “Allah’ın  eksiksiz, tam olan kelimeleri ile O’nun gadabından, ikabından, kullarının  şerrinden, şeytanların vesveselerinden  ve (beni kötülüğe atan)  beraberliklerin-den Allah’a sığınırım! de!”

9-Uykunun,bir nevi ölüm,uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünmektir.Nitekim Kur’an-ı Kerim’de :

“Allah alır o canları öldükleri zaman: ölmeyen-leri  de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar,diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz  ki  bunda  düşünecek bir ka-vim için deliller vardır”                               Zümer-42

            10-Gerek uyku arasında uyandığı  ve  gerek  uyku-dan kalktığı zaman dua etmeli.

Hz.  Aişe  ( radiyallahu anha )  anlatıyor: “Hz. Pey-gamber  ( aleyhisselatu vesselam ) geceleyin  uyanınca şu duayı  okurdu: “ Allah’ım ! Seni  hamdinle tenzih ederim, senden başka ilah yoktur. Günahım için affını dilerim,rah-metini  talep ederim. Allah’ım ilmimi arttır, bana  hidayet verdikten sonra kalbimi  saptırma. Katından  bana rahmet lutfet.Sen lutfedenlerin en cömertisin”.

11-Çıplak yatmamak, üzerimize bir  örtü almak.

Bulunmuş  olduğumuz  yerlerde  çıplak yatmamak gereklidir. Bunun  sebebi  de üryan olan insanların yanına meleklerin ve  maneviyatın uğramayacağıdır. Bununla be-raber gözle görünmeyen şeytan ve cin taifası insana bir ta-kım sıkıntılar verebilir. En önemlisi de üryan bir vaziyette bizi yaratan Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıkamayacağımız-dır.

Uyumak ve istirahat etmek de bir adab  ve  terbiye üzeredir.  Yalnız  başımıza  kalamayacağımızı  Cenab-ı Allah’ın huzurundan bir an bile ayrılamayacağımızı tefek-kür  etmek  zorundayız. Yapılan  adapsızlıkların  Allah’ü Teala’ya karşı yapılacağını unutmayalım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TUVALET ADABI

 

     İslam dini insanları yüceltir.Melekler gibi temiz bir hayata kavuşturur.İnsanların ruhlarını ve manevi duygularını aydın-latır,kolaylaştırır.İkramı bol olan Yaratıcımızın manevi huzu-runa kabul edilmek insanoğlu için en büyük şeref,onur ve ni-mettir.Bunu da insana ibadet ve taat kazandırır.

İbadet ve taat zevkinden yoksun olanlar kendi yaratılışla-rındaki hikmetten habersiz olan zavallılardır.

Allah’ü Teala’ya vazifelerini yerine getirmeyenler şükret-meyi de unutup sonsuz ahiret hayatlarını tehlikeye düşüren mutsuz kimselerdir.

Ahiret selameti ve mutluluğu Allah Teala’ya iyi niyet sa-mimi bir kalp ibadet ve taatla kazanılır.

İbadetin başlangıcı temizlik ve temizlenmeye bağlıdır.Bu “ Ennezafetü min elimeni ” dir. Temiz olan insanlar Allah’ü Teala’nın huzuruna  erişebilirler. Temizlenmenin başlangıcı tuvalettir.Def-i hacetin zuhur etmesiyle başlayan tuvalet ihti-yacı istibra yapmak ile sona erer. Bundan sonra da insanoğlu abdestini alıp Cenab-ı Hakk’ın huzuruna kavuşur.

Tuvalete girmek ve çıkmak da bir adab üzeredir.Bu adab Peygamberimizin (sav) sünneti seniyyesidir.

Buhari,Müslim ve diğer hadis kitaplarında cahiliye devri arap geleneğinde tuvaletin olmadığı beyan edilmiştir.İslami-yetin ilk yıllarında da bu geleneğe uyulmuştur.Kazayı hacet  zuhur ettiğinde insanlar Medine’nin dışına çıkıp ihtiyaçlarını gideriyorlardı.Kadınlar da gruplar halinde ihtiyaç gidermek i-çin oralara giderlerdi . Tesettür ayeti gelip  kadınların  dışarı çıkmaları tahdit edilince,evlere yakın yerlere helalar inşa edil-miştir.

Şu halde Resulullah’ın (sav) hitaplarının öncelikle o za-manki cemiyetin insanlarına yönelik olduğunu düşünüp bun-lardan kıssadan hisse çıkaracağız.Aksi takdirde günümüz şart-larında şehirde yaşayan insan için bir kısmı manasız gelebilir. Ama kırsal alanlarda yaşayanlar için  hadislerin hâlâ baki ve geçerli olduğunu düşünebiliriz.

Bu hatırlatmalardan  sonra  tuvalet adabını  sıralayacak olursak:

1 ) Üzerinde  Allah (cc) ya da  melekler , Aziz , Kerim , Muhammed ve Ahmed gibi tazim edilen bir ismin bulunduğu yazıyı, Kur’an-ı Kerim veya ayet yazılı kağıt,ibare,kolye,yü-zük vb şeylerle tuvalete girilmez.

Hz. Enes (ra) dan

“Resulullah (sav) helaya girince yüzüğünü çıkarırdı.”

Resulullah (sav) ın helaya girerken yüzüğünü parma-       ğından çıkarmasının sebebi üzerindeki yazıdan dolayı olabi-lir.Çünkü yüzüğünün üzerinde Muhammed Resulullah (sav) yazılı idi.

2 ) Nalinlerini giymeli, paçalarını dizleri görünmeyecek şekilde sıvamalı,başını örtmeli,necasetini gidermek için su ve taharetlenme malzemelerini hazırlamalıdır.

Paçaları sıvamak ve nalinleri giymekteki maksat idrar sıçramasından korunmaktır.

Resulullah (sav) iki kabirden geçti ve buyurdu ki;

“Onlara azap ediliyor ; büyük  bir şeyden de  edilmi-yorlar; birincisi koğuculuk yapardı öteki de idrarından korun-mazdı. Kabir azabının bir kısmı idrar sıçramasındandır.

3 ) Helaya sol ayakla girilir,sağ ayakla çıkılır.

Peygamber (sav) ibadethanelere, temiz yerlere ve evi-ne,sağ ayağıyla girerdi.Tuvalet,hamam vb yerlere sol ayağıyla girerdi.Sünnet olan budur.

Helalar, cinlerin yaşadığı yerler olduğu için  buralara girerken “Destur savul kişt” denilmelidir.

Hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurdu :

“Şu kenefler (cin ve şeytanların ) hazır bulundukları yerlerdir.Öyleyse biriniz helaya girince “ Euzü billehi minel hubsi vel habeis” desin.”

Türkçe olarak girerken “ Her türlü pislikten ve pis-lenmekten şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım”

Çıkarken : “ Yarayışlı maddeleri alıkoyup ,yarama-yanlar için ifraz imkanını bana bahşeden Allah’a hamd ede-    rim.” diyerek niyazda bulununuz.

Bilimsel olarak  düşünüldüğünde insanoğlu sağ ta-raflı olarak yaratılmıştır.Düşme anında insan sağ tarafına dü-şer.Tuvalete sol ayakla girildiği için geriye doğru düşülür.Ya-ni sağ tarafa düşülür.Sağ ayakla çıkıldığı için de ileriye doğru düşülür.

4 ) Küçük abdestinizi çömelerek yapınız .

Oturarak bevletmek ( işemek ) sünnettir.Hz. Aişe  (ra) Peygamberim ( sav ) için ;

“ Kur’an kendisine inmeye başladığı günden beri ayakta bevletmedi” der .

Hz. Ömer (r a) :“Ben ayakta abdest bozarken Resu-lullah (sav) beni gördü ve “Ey Ömer ayakta akıtma” buyurdu. Ondan sonra hiç ayakta akıtmadım” diye buyurmuştur.

Hadislerden anlaşıldığı üzere oturarak işemek müs- tehaptır.Özürsüz olarak ayakta işemek mekruhtur.

5 ) Tuvalette sol ayağa yüklenerek oturunuz.

Oturma halinde sol ayağa yüklenilir.Bu ihtiyaç gi- dermeyi daha da kolaylaştırır.

Hadiste : “ Resulullah (sav) bize sol ayağa yüklen-memizi ve sağı dikmemizi emretti .İki bacak arasını geniş tu- tar zaruret olmadan konuşmaz,ihtiyaçtan fazla durmazdı.”

Sol tarafa yüklenerek  oturulduğu  için  mesanenin sarkması engellenmiş olur. Bilimsel olarak bu kanıtlanmıştır.

6 ) Abdest bozarken kıbleye karşı ön ve  arkanızı dön-meyiniz. Ebu Eyyub (ra)’dan Resulullah (sav) buyurdular ki;

“ Helaya gittiğiniz vakit ( abdest bozarken ) kıbleye ne önünüzü ne de arkanızı dönmeyiniz.Fakat yüzünüzü batıya veya doğuya döndürün.”

İnancımıza uygun olmayan helaları normal  karşı-lamayalım.Elden geldikçe onları islama uygun hale getirelim. Bu  böyle  yapılmış, böyle  kullanalım  vurdumduymazlığına düşmeyelim.

Bir rivayete göre güneş ve  aya karşı işemek  de  mekruhtur.Çünkü onlarda Cenab-ı Hakk’ın nuru vardır.İkisi de ayettir.

7 ) Göğe,fercine kendinden çıkan dışkıya,idrara bak-mamak müstehaptır. Defi hacet halinde  avret yerleri elle oy-nanmaz, sağa sola dönülmez,misvak kullanılmaz, yiyip içil-mez,Kur’an-ı Kerim okunmaz,tesbihat yapılmaz.

8 ) İki veya daha fazla kişi helaya beraber girdiğinde birbirleriyle konuşamaz.Avret yerlerine bakılamaz.

Ebu Said (ra) Resulullah’tan işittim,şöyle demişti:  “İki kişi beraberce helaya girip,avret yerleri açık kazayı hacet ederken  konuşmasınlar. Zira Allah Teala Hz. bu hale gadap eder.”

Hadisten anlaşıldığı üzere helalarda zaruret olma-dan konuşmak yasaklanmıştır.

9 ) Tuvalette taharetlenirken sol elinizi kullanınız.

Hz.Aişe (ra) : ”Resullullah (sav) sağ eli suyuna

ve yiyeceğine değmek içindi.Sol eli de istinca ve kirletme ha-sıl edecek şeyler içindi.”diye rivayet etmiştir.

Bahiste geçen konuyu açacak olursak;Peygamber efendimiz ( sav ) sağ eliyle yeyip içmiş ve hayır işlerini yap-mıştır.Sol eliyle ise elini kirletebilecek işlerle beraber temiz-lik işlerini yapmıştır.

10 ) Kim ki helaya girdiğinde çömelirken açılsın,açık alanda ise tesettürüne dikkat etsin.Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdu : ”……Kim helaya giderse (imkan nisbetinde )tesettürde bulunsun.(Kuytu bir yer) bulamazsa hiç olmazsa kum ( taş vs.den ) bir tümsek yapıp ona arkasını dön-sün, Zira şeytan insanoğlunu makatlarıyla ( oturak kısmıyla ) oynar. Kim bunu yaparsa en güzelini yapmış olur.Yapamaya-na bir beis yok.”

Tuvalet taşının üstüne varılmadan avret yerlerini açmamak gereklidir.

11 ) İdrarı yaptıktan sonra  istibra ve  intidah  yapıl-malıdır. İdrarını yapan kişi abdest almadan önce istibra kural-larını uygulaması gerekmektedir.Bunlar;kırk adım atmak,ferci olmak,sol ayağa yaslanarak öksürmektir.Bu tür yollarla mesa-nenin içinde  kalmış olan  idrar atılmış olur. Bu uygulama ya-pılmaz ise abdest aldıktan sonra gelebilecek sızıntı abdestimi-zi bozacaktır. Abdestsiz ibadet olmayacağına  göre Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmamız mümkün değildir.Bu durumda yapmış olduğumuz ibadetlerin iadesi gerekir.

İntidah konusuna gelince Hz. Ebu Hureyre (ra) dan Resulullah (sav) anlatıyor:

“Bana Cibril (as) geldi ve

-Ey Muhammed,abdest aldın mı intidahta bulun. Diye emretti.”dedi.

İntidah abdest bozduktan sonra iç çamaşırına az miktarda su çilemektir.Erkeklerde şahsa,şartlara,yaşa tabi ola-rak az veya çok bir müddet sonra sızıntı gelebilir.Az miktarda da olsa bu sızıntı abdesti bozar.İnsanlar sızıntı geldi diye ves-veseye düşebilir.İstibrayı yapan kişi iç çamaşırına su çilemey-le bu vesveseyi ortadan kaldırmış olur.

12 ) İstincada önce taş, kağıt vs. silmek sonra su ile temizlenmek menduptur.Hz. Enes ( ra ) anlatıyor:Resulullah (sav) Kuba ahalisine:

-Allah (cc) temizlik konusunda sizi övmektedir. Bu neden ileri geliyor,diye sordu.Onlar:

-Biz dediler istincada taşla suyu birleştiriyoruz (önce taşla silip ardından suyla yıkıyoruz) dediler.

Tevbe suresinin 108. ayeti o zaman için Kuba ahalisi hakkında nazil olmuştur.Ayet mealen şöyledir:

“ …… Orada  tertemiz olmayı seven adam-lar vardır.Allah da çok temizlenenleri sever.”

Arapların o zamanki adetleri  taşla  temizlen-mekti.Çünkü ellerinde yeteri kadar su ve temizlenme araçları yoktu.Günümüzde ise bu işleri yapabilecek birçok taharetlen-me malzemeleri yapılmıştır. Bunların başında tuvalet kağıdı gelmektedir.Tuvalet kağıdıyla silindikten sonra su ile temiz-lenmek ayete mazhar olan insanlara uymak demektir.Ayrıca evlerimizde bulundurmuş olduğumuz tahret bezi şeran daha uygundur.

13 ) Açık havada idrarın kendi üzerine dönmemesi için rüzgarın estiği tarafa işenmez.Bir kaba dahi olsa mescitte işenmez.Mezarlara,durgun ve akan suya işenmez.Çünkü bu sulardan kullanan olabilir.Bu da vesveseye sebep olur.

14 ) Yollara, insanların gelip geçtiği ve dinlendiği yerlere,meyve ağaçlarının altına abdest bozulmaz.

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:

“Resulullah (sav) iki lanetten korkun buyurdu-lar.Ashap iki lanet nedir diye sorunca;

-İnsanların yollarına abdest bozanla gölgeleri-ne abdest bozanlardır.” diye buyurmuştur.

Hadiste halkın lanetine sebep olan iki davranı-şa dikkat çekilmiştir.Bu tür yerlerin kirletilmesi insanlara ra-hatsızlık vermektedir. Rahatsız olan insanlar bu olaya lanet ederler. İnsanları lanet etmeye teşvik edildiği için insan ken-disine lanet etmiş olur.

Meyve ağaçlarının altına  defi hacet etmek ise düşen  meyvenin kirlenmesine ve bunu gören insanların tik-sinmesine yol açmaktadır.

15 )  Bir yarığa ve deliğe bevledilmez.Abdullah ibnu Sercis (ra)’dan

“ Resulullah (sav) yer üzerindeki haşerat delik-lerine akıtmayı yasakladı.”

Katade’ye “ Bu deliklere akıtmak niye mekruh kılındı?”,diye sorulmuş.Şu cevabı verdi:

-Bunların cinlere ait meskenler olduğu söyleni-yordu.”

Yer yüzünde bulunan bu çatlaklar ve deliklerde yaşayan cinler olabileceği gibi de birçok haşeratte  bulunmak-tadır.Bunların üzerine işemek onları rahatsız kılıp yuvasız da bırakır.Bizler zalim değiliz.Cinlerin üzerine işediğiniz zaman da onlar size zarar verebilirler.Cenab-ı Hakk bizleri korusun.

16 ) Yellenmek, ( alttan gaz çıkarmak ) insanların en çok dikkat etmesi gereken bir konudur.Ikınarak yellenildiğin-de alttan dışkı çıkıp iç çamaşırı kirlenir.Bu durumda tuvalette oturarak yellenmek bizler için en hayırlısıdır.

Tuvalet rahatlama ve sıkıntıdan kurtulma mekanıdır. İhtiyacımızı gördükten sonra  orayı temizlemek  her insanın görevidir. Çünkü pislik kendi pisliğimizdir. Tuvalete gittiği-nizde orayı temiz bulmak istiyorsanız temiz bırakın.

Tuvaletteki taharetlenme malzemelerini kullandıktan sonra yerine koyun ki sizden sonraki zor durumda kalmasın.

 

 

 

 

 

 

 

 

HAMAM ADABI

 

Hamamlar, insanların zahiri ve batını kirlerinden temizlenmek için girmiş oldukları oda veyahut  da  bu iş için hazırlanmış mekanlardır.

İnsandaki temizlik kısmi veyahut da genel temizlik olarak düşünülmelidir.Bundan dolayı yıkanmayı üç kısım-da anlatmamız gerekmektedir:

A)Günlük yıkanıp devamlı temiz tutulan organlar

1-Başta toplanan kir ve bit gibi şeylerdir.      Yıkamak,taramak ve yağlamak suretiyle başı te-mizlemek müstehabtır.Bizzat Peygamberimiz (sav) şöyle yapardı.

Ebu Hureyre (ra)’dan Resulullah (sav) buyuruyor ki: “Saç büyüten saçına iyi baksın”.

Bir başka hadis-i şerifte el Cabir (ra) bildiriyor: Bir gün  Peygamberimiz (sav) huzuruna  saçı  sakalı  karışmış, kirli  paslı bir  adam  gelmişti. Peygamber (sav) efendimiz “Bu  adamın  saçını yatıştıracak  kadar yağı  yok mu  idi… Vahşi  bir  mahluk gibi  aramıza girmiş bulunuyor” buyur-muştur.

2-Kulak deliğinde ve kulakta toplanan kirler.

Kulak  zarını incitmeyecek şekilde kulağın içini ve dışını  dikkatlice temizlemek gerekmektedir. Dışarıda  bu-lunan  toz ve pislikler en  fazla kulak arkasına birikmekte-dir.Buraların temizlenmesine itina gösterilmelidir.

Kulak içerisindeki pisliklerin de çıkarılması gerek-lidir.Bunlar temizlenmezse işitmeye engel olabilir.

3-Beyinden gelerek burun içinde toplanan ve dışa-rıdan nefes yoluyla burunda biriken kirler

Bu  pislikler  istinşak yoluyla (burna su verme) ve sümkürmeyle temizlenir. Ayrıca burun  temizlenirken  bu-rundan gelen bu pislikleri  etrafa saçmamak gereklidir.Ne-ticede bunlar birer mikrop taşıyıcılarıdır.

4-Dişlerde ve  ağız içinde toplanan kirler ve diş sa-rılıklarıdır.Bunları da mazmaza (ağzı çalkalama),kürdan,ip yoluyla çıkarmak  mümkündür. Diş  temizliğine gelince en uygun olanı misvak kullanmaktır. Günümüzde diş macunu ve fırçalarıyla da bu işlem yapılabilmektedir.

5-Sakalda toplanan kir ve bitler.

Bu kirler yıkayıp taramak suretiyle temizlenir.Pey-gamberimiz (sav) efendimizin daima seferde,hazerde ayna ve tarağını yanında bulundurduğu bildirilmektedir.

Hz. Aişe (ra) anlatıyor: Resul-ü  Ekrem’in kapısına bir cemaat geldi. Baktım ki Peygamber  efendimiz su dolu bir  kaba eğilerek yani kabı ayna gibi  kullanarak saçını,sa-kalını düzeltiyordu. Bunu görünce “ Ya Resulullah, sen de mi süsleniyorsun” dedim.

Peygamber efendimiz(sav) : “Evet Ya Aişe,cemaat huzuruna ve dostlarının karşısına çıkacak kimsenin süslen-mesini Allah sever”.

6-Parmak mafsallarında  biriken  kirlerdir. İnsanlar elleriyle yiyip içtikleri ve  işlerini gördükleri  için devamlı olarak kirlenmektedir. Genellikle parmakların avuç ile bir-leştiği yerlerde bu kirler birikmektedir. Uyuz  hastalığının başlangıç noktası olan parmakların yapılan işlerden  sonra temizlenmesi gerekmektedir.

7-Parmak uçları ve tırnak temizliği.

Peygamber efendimiz vahyin geciktiğini,bir zaman arası kesildiğini gördü.Cebrail (as) geldiğinde Peygamber efendimiz (sav) sebebini sordu. Cebrail ( as) : “Nasıl  gele-yim? Siz parmaklarınızın orta boğumlarınızı el ayasına bi-tişen  mafsallarını  temizlemez, dişlerinizi  sarardığı  halde onları misvaklamaz, yıkayıp temizlemezsiniz ! İşte bunları temizlemeyi emret”

Peygamber ( sav ) ’imizin yaşadığı  zamanda Arap-larda  daima makas  bulunmamaktaydı. Bu  yüzden  tırnak altlarının pislikle dolması ve insanların tırnaklarıyla kendi-sine  ve  bir  başkasına zarar  vermesi söz  konusuydu. Bu yüzden  Peygamber (sav) tırnak altlarının  devamlı  olarak temizlenmesini  emretmiştir.Yine Rasulullah (sav) uzayan tırnaklar için  de “şeytan serinlemek için tırnak altlarına girer” buyurmuştur.

8-Ayak temizliği.

Özellikle sabah evinden  çıkıp akşama kadar ayak-kabı  içinde kalan ayakların  devamlı olarak temizlenmesi gereklidir. Millet olarak ayaklarımızı sadece kullanıyoruz. Hiçbir zaman dinlendirmiyor ve bakımını yapmıyoruz.Oy-saki bizi ibadete götüren ve gezdiren o uzuvlarımızdır.

B)Bütün vücudun yıkanması ve temizlenmesi

Ter, toz ve kirlenme yoluyla bedende toplanan  kir-lerin temizlenmesidir.Ancak bunları hamamda temizlemek mümkündür.Bundan  dolayı  hamamda yıkanmada  bir en-gel yoktur.

Sahabe-i  Kiram,Şam hamamlarına gidip yıkandık-larını beyan etmiştir.Hatta bazıları Ebu Derda ve Ebu Ey-yub el Ensari’nin rivayetine göre “hamam ne güzel şeydir, insan  bedenini  kirden  temizlediği gibi, hararetiyle de ce-hennem ateşini hatırlatır” diye buyurmuşlardır.

Bazılarına göre ise “ hamam ne fena yerdir.Halk a-rasında  mahrem  yerlerin açılmasına  ve hayanın izalesine sebebiyet verir” demişlerdir.

Birinci  ifade  hamamın  faydalarını , ikinci   ifade mahsurlarını anlatmaktadır.Mahsurlarından kaçınmak su-retiyle hamamlardan istifade etmekte bir engel yoktur.

Hamama girmenin vacib ve sünnetleri bulunmakta-dır.Bu kurallara uymak gerekmektedir.

 

 

Hamama girene vacib olan şartlar:         

            Hamama giren kişiye,ikisi kendi mahrem yeri ikisi de başkalarının mahrem yerlerine ait olmak üzere dört şart vardır:

1-Avret yerini açmamak ve kimseye göstermemek.

İslamiyette  otuz  iki  farzdan  biri olan setr-i  avret mahalinin  hamamda açılmaması gereklidir. İnsanın  başka birisine avret yerini (erkeklerde göbeği ile dizi arası,kadın-larda  el ayak ve yüz harici ) göstermesi  haramdır. Ondan dolayı  haram olan  bölgeleri  iyice  örtmek gerekmektedir. Yaşadığımız şu günlerde insanoğulları göbek altından ka-sığın üstüne kadar olan kısmını açmakta ve bunu avret yeri saymamaktadırlar.Halbuki şeriat bunu haram saymıştır.Bi-lerek bunu inkar etmek günah işlemektir,fasıklıktır.Kadın, erkek sadece avret yerini kapamakla örtünmüş olmaz.

2-Göbeğinden, diz  kapağının  altına kadar olan bu mahrem kısmına başkasının elini değdirtmemek yani tella-ğa buraları ovdurtmamaktır. Bu bölümleri insanın kendisi temizlemesi gereklidir.

Hamamda yıkanan kimse mahrem yerleri dışındaki organlarını  bir başkasına ovdurup yıkatabilir.Fakat görün-mesinde  haram olan  bölgeleri bir  başkasına  elletmek  ve ovdurmak da doğru değildir.

Mahremiyet  yerinin bir başkası tarafından  ovalan-masıyla,haz duyulursa bu el ile yapılan zinaya girer.

3-Başkasının avret yerine bakmamak.

Kendi  avret yerinizi  göstermekle başkasının avret yerine bakmak  arasında hiçbir  fark yoktur.İkisi de günah-tır,haramdır.Hamamlara sırf etrafındakileri seyretmek için gelen sapıklar olabilir.Bunlara dikkat etmek gerekir.

Abdullah  ibnu Ömer hamama girdiği vakit iki peş-tamal  kullanırdı. Başkasını görmemek için birisini yüzüne alır ,diğerini  beline  bağlar duvara dönerdi. Bu  şekilde yı-kanmak  tavsiye  edilmiştir. Çünkü  yüzünü duvara çevirip peştemale  saran  başkasının  avret  yerini  göremez. Diğer peştemalle  de  mahrem  kısmını da örttü  mü bunda bir sa-kınca kalmaz.

Kendi cinsinden  dahi olsa başkalarının avret yerle-rine bakmak göz zinasıdır.

4-Avret yeri açılan kişinin avret yerini kapatmasını tavsiye etmek. Mahrem yeri açılan kişilerin  güzel bir dille uyarılması  gereklidir. Bunu  yaparken kırıcı  olmamak ge-reklidir.Örtünmeye takati olmayanı da örtmek sevaptır.

Hamama girmenin sünnetleri:

1-Niyet etmek: Terleyip, parlayıp dünya süsü, zinet ve hevası  değil ibadet edebilmek  için  temizlenmek ve yı-kanmaktır.

2-Hamam  ücretini peşin ödemek,kendisinin ne ve-rebileceği, hamamcının ne isteyeceği  meçhul olduğu  için hamama  girmeden önce  ücreti bilmek  veya ödemekle bu şüphe kalkmış ve huzur sağlanmış olur.

3-Sol ayağıyla hamama girmek

4-Girerken “ Besmele çekip pisliklerin  her  cinsin-den ve kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” de-mek

5-Hamamın tenha zamanını seçmek hatta mümkün ise hamamı kapatmak.Hamamda bulunanların hepsi setr-i avrete riayet etmemiş olabilirler.Çıplak bedene ve harama bakmak hayasızlığı doğurur.Bundan dolayı özel bölümler-de veya tenha vakitlerde yıkanmak sünnettir.

6-İlk girişte sağ ve sol omuzları yıkamak sünnettir.

7-Terlemeden kurna başına yani hamamın en sıcak yerine  girmemek. Bunu şöyle tarif  etmişlerdir: Hamamın girişinde bulunan ılık ortamda biraz beklemek ondan sonra hamama girip terlemek müstehabtır.

8-Suyu lüzumundan fazla israf etmemek:     İhtiyacımız kadar su kullanmak,muslukları açık bı-rakmamak gerekmektedir.

9-Hamamda,cehennemin hararetini tefekkür etmek .Yapılan kusur ve  hataları  ibret nazarı ile düşünmek, ibret ve ders almak

10-Hamama girerken selam vermemek

C)Kesme yoluyla yapılan temizlik

Hz. Ebu Hureyre ( ra ) anlatıyor:  Resulullah ( sav ) buyurdular ki: “Fıtrat beştir:sünnet olmak,etek tıraşı olmak ,bıyığı kesmek,tırnakları kesmek,koltuk altını yolmak”.

Hadiste beyan edilen temizlikler  kesme veya  tıraş etme yoluyla  yapılır. Bu maddeleri de sıralayacak olursak             1-Saç Temizliği, başta toplanan  kir ve bit gibi şey-lerin  temizlenmesidir. Yıkamak ve  taramak  suretiyle  te-mizlenen saçlarımızın uygun şekilde tıraş edilmesinde bir engel yoktur.Ancak İslam’ın dışında başkalarına özenerek şekillendirilmiş saçlar caiz değildir. Bu dikkat çekme, gös-terişe kaçmadır.

2-Bıyıklar:Peygamber (sav) efendimiz : “Bıyığı kı-saltın, diğer bir tabir ile bıyıkları kesin, diğer  bir  ifade ile bıyığınızı dudaklarınız etrafında bırakın,fazlasını kesin,sa-kalınızı  azad  edin  diye  buyurmuştur” ( Sahihi Buhari ile Müslim ibni Ömer).

Nitekim tabiinden birisi bıyıklarını bu derece kısal-tan birini görünce “Peygamberimiz ( sav )’in ashabını bize hatırlattın” dedi.

Mugire bin Sa’be  diyor ki: “Peygamber efendimiz ( sav ) bıyıklarımın uzadığını gördü ve misvakın  üzerinde kalan kısmını kes,bu şekilde bıyıklarını kısalt” buyurdu.Yani dudaklardan aşağıya sarkan kısımları dudak görülecek şekilde kısaltmak gerekir.

Ahmet Ebu Umame’den rivayette Resulullah (sav) gerçek, “ Yahudiler bıyıklarını uzatır,sakallarını kısaltırlar. Onlara muhalefet edin”

3-Koltuk Temizliği : Koltuk altında biten tüyleri a-zami  kırk  günde yolmak ve tıraş etmek müstehabtır. Bun-dan gaye tüyler arasında kir bulundurmamaktır. Terleme-den dolayı oralarda birikecek olan yağlı sızıntıların tüyler-le birleşip kokmaması ve sağlığa zarar vermemesi  için ya-pılır .Boyut olarak  soracak olursanız buğday tanesi kadar-dır.

4-Kasık Temizliği: Toz veya tıraş etme suretiyle a-zami kırk günde bir temizlemek sünnettir.Boyu buğday ta-nesini geçmemelidir.

5-Sakal Temizliği : Sakalda uzayan  kısımların  dü-zenlenip, bir tertibe  uydurmak  için  tıraş  edilmesi  gerek-mektedir. Fazla  uzayan  sakal  yüzün  görünümünü bozar. Milletin  eğlencesi olma  tehlikesi  bulunmaktadır. Bundan kaçınmak  için  sakalı  kabza  miktarına  indirmekte  engel yoktur.

6-Tırnak Temizliği:Tırnakları kesmek müstehabtır. Tırnak uzayınca ellerde çirkin görüntüler oluşur,kir ve pis-likler  toplanır. Peygamber ( sav ) efendimiz, “Ya Eba Hu-reyre,tırnaklarını kes,muhakkak şeytan uzayan tırnaklar ü-zerine oturur. Eğer bu kir ve pislikler  altına su geçirmeye-cek  şekilde  parmağın  ucundaki  deriyi  kaplarsa  abdeste mani olur”.

Resulullah (sav) efendimiz : “Bir kimse tırnaklarını sıra  ile  kesmezse, o kimse gözlerinde ağrı görmez. ” diye buyurdu.

Aişe-i Sıddıka’dan  ( radiyallahü anha ) şöyle bildi-rir: Resulullah (sav) bana hitaben : “Ey Aişe,sen tırnakları-nı kestiğin zaman orta parmağından başla,sonra  serçe par-mağına sonra baş parmağına sonra orta parmak  yanındaki parmağına  sonra  şahadet  parmağına  geçerek  kes , böyle kesmek zenginlik verir” buyurdu.

Hadiste belirtilen tırnak kesme üslubu sünnet olan-dır.Sıra ile tırnak kesilmemelidir.Sıra ile tırnak kesme usu-lü Yahudilerin adetidir.

Uzayan tırnaklar insanın kendine zarar verebileceği gibi bir başkasının da canını acıtabilir.Burada biriken pis-lik  ve kirler yemek yeme anında ağzımızdan vücudumuza girip hastalığa yol açar.

Hamid  bin  Abdurrahman’ın babasından bildirdiği bir hadis-i şerifte: Resulullah ( sav ) efendimiz “Bir kimse, Cuma  günü  tırnaklarını  kesse, o kimsenin vücuduna  şifa gelir,hastalıktan kurtulur” buyurmuşlardır.

Tırnağı  makas, çakı  veya  bıçak ile kesmek iyidir. Diş ile tırnağın uzayan kısmını koparmak mekruhtur.Kesi-len  tırnağın  gömülmesi Resulullah ( sav ) efendimiz tara-fından bildirilmiştir:

Cünüp olarak saç,sakal,bıyık,koltuta ve kasıkta vb. uzayan tüylerin kesilmesi doğru değildir.Bu kesilenler he-sap zamanı cünüp olarak kesildiği için davacı olacaktır.Bu hüme bayanların hayız ve nifaslı olmaları da geçerlidir.             Hamamlar  maddi , manevi  temizlenme  yerleridir. Buralar  eğlenme, zevk ve  sefa için  vakit geçirme  yerleri değildir. İnsanlar  ihtiyaçlarını görüp  buralarda  fazla oya-lanmadan ayrılmalıdır.

Gözle göremediğimiz cin ve şeytan taifeleri burala-rı  mesken tutmuşlardır. Onların eğleştiği yerlere  girerken destur  savul  kişt diyerek girilip, buralarda üryan  olunma-malıdır. Peştemalınız yoksa kilotunuzu çıkarmayınız.

 

 

 

                        DİNİ    TERİMLER

 

 

            İslam dininde kutsiyet taşıyan  tüm isimler veya te-rimler tek başına ifade edilmez.Bu isimlere hürmet etmek , bu isimleri  yüceltmek ve  taltif etmek, için  ilave kelimeler kullanılmaktadır. Bu tür  kelimeleri okuyup anlamını bilme-yen, yada kısaltılmış olarak yazıldığı için okuduğu halde  an-lamayan bir çok kimse bulunmaktadır.

Bu kelimeler birkaç harf veya kelime bile olsalar hiç-bir dilde değişikliğe uğramaz,manaları değişmez.Bu kelime-leri sıralayacak olursak:

HAZRETLERİ : Hürmet maksadıyla büyüklere ve-rilen ünvandır.Kitaplarda (hz) şeklinde kısaltılmış olarak ya-zılır.

CELLE CELALEHU : Allah Tealanın ismi Celal-i işitildiği  veya anıldığı anda ( ismi Celal “ALLAH” lahfızı-dır. ) tazim makamında söylenir. Celalet ve Celadet sahibi,  Azim mertebesi yüksek manasına gelmektedir. Kitaplarda kısaltılmış olarak ( C.C. ) olarak yazılmaktadır.

CELLE ŞANEHU : Şan ve şerefi pek büyük mana-sına gelmektedir.Celle Celalehu’dan sonra kullanılır.

TEALA : Namı büyük anlamında olup,Cenab-ı Hak-kın kutsiyet ve büyüklüğü için hürmeten söylenir.

CENAB-I : Büyüklük ifade etmek için hürmet mak-sadıyla söylenir.Cenab-ı Hak gibi.

AZZE ve CELLE : Aziz ve Celal olsun anlamında Allah Tealanın isminden sonra hürmet maksadıyla söylenir.

ALEYHİSSELAM : Üzerine selam olsun manasına gelir.Melekler ve Peygamberler için kullanılan bir terimdir. Kitaplarda kısaltılmış olarak ( A.S. ) şeklinde yazılır.

ALEYHİSSELATÜ VESSELAM : Salat ve selam onun üzerine olsun  anlamındadır. Peygamberimiz Hz.Mu-hammed (sav) in ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duadır.Kitaplarda kısaltılmış olarak (A.S.M.) olarak yazılır.

SALLALLAHU ALEYHİ VESSELLEM : Allah (cc)O’nun şanını yüceltsin,duasını,isteklerini kabul etsin,her isteğini versin anlamında Peygamber (sav) imiz için söyle-nen duadır.Kitaplarda kısaltılmış olarak (sav) olarak yazılır.

RADİYALLAHU ANH : Allah Teala O’ndan razı olsun mealinde bir duadır.Aslında Allah (cc) ondan razı ol-du demektir. Sahabe yi Kiram için kullanılır. Kitaplarda kı-saltılmış olarak (R.A) yazılır.

RAHİMEHULLAH : Allah Teala O’na merhamet etsin manasına gelir.Tabiin,Tebe-i Tabiin için kullanılır.

KADDESALLAHU SIRREHU : Cenab-ı Hak mü-barek ve mükaddes eylesin veya Kuddise Sırrehu ; Sırrı ve hakikati muazzez ve müşerref olsun anlamında evliyalar için kullanılan bir terimdir.Kitaplarda kısaltılmış olarak (KS) ya- zılır.

PİR : Sözlükte yaşlı, reis ve  bir tarikatin  kurucusu manasına gelmektedir.Cenab-ı Allah’ın sır ve keramet ikram ettiği kullarıdır.Bunlar insanların terakkisini artırıp Cenab-ı Allah’a yönelmelerine ,ibadet etmelerine vesile olan okulla- rın kurucularıdır.

ŞEYH : Nefsi  mücadelesini yapmak için  tarikatlere girmiş müridlerin başıdır ve yöneticisidir.Okulun müdürüdür

MÜRŞİD : İnsanları Allah Teala yolunda irşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran Peygamber varisle-ridir.Günümüz dilinde de öğretici,öğretmendir.

MÜRİD : Tarikate girmiş olan ; şeyh veya mürşidin talebesidir.

HARAM : İslamiyette ve dinde yasaklanan ,bir şeyin yapılması,kullanılması,yeyip içilmesi,Allah’u Teala tarafın-dan  kesin bir delille yasaklanmış olan  şeylerdir. Haramın hükmü;haramı işleyen cezalandırılır,işlemeyen sevaba erer, onu inkar etmek kişinin dinden çıkmasına, küfre girmesine sebep olur.

HELAL : Allah’ü Tealanın müsaade ettiği şeylerdir. Haram olmayan dini bakımdan kullanılmasında ,yenilip içil-mesinde veya bakılmasında yahut dokunulmasında nehiy ol-mayan şeylerdir.

FARZ : Kur’an-ı Kerim veya hadisi şerifte sabit olan Cenab-ı Hakkın kati emridir.Namaz kılmak oruç tutmak gibi.

Farz kendi arasında ikiye ayrılır:

1)Farzı ayın:Herkesin yapmaya mecbur oldu-ğu farzdır;Namaz kılmak oruç tutmak gibi.

2)Farzı kifaye: Bir kısım Müslümanların yap-masıyla diğerlerinin günahtan kurtuldukları farzdır.Topluma giren birinin verdiği selamı bir kişinin alması diğer insanlara muhafiyet getirmesi gibi veyahut da  cenaze namazı gibi.                                                                                                                                                                      Farzların yapılmasında  büyük sevaplar  vardır. Özürsüz olarak yapılmamaları da Allah Tealanın azabını ge-rektirir. Farzı kifayeyi bilip de bunu yapmaya gücü yeten bü-tün Müslümanlar Allah Teala katında sorumludur.

Farzı ilmi yönüyle de ikiye ayrılır.

1) Farzı ayn-ı yerine getirebilmek için  İslam fıkıhındaki hükümleri bilmektede zorunluluk vardır. Çünkü ilimsiz ibadet yapılamaz.

2)Farzı kifayeyle  birlikte fıkıh ilminde haya-tımızda kullanılmayacak veyahut da bir sefer karşımıza çıka-cak olayları bu ilmin tahsilini yapmış olan insanlardan yada hazırlanmış kitaplardan öğrenme şansımız bulunmaktadır.

Bu yüzden başkaları tarafından öğrenilip öğretilen bu ilim bizlere farz-ı kifayedir.                     .

Geriye kalan hükümler çok geniş olduğundan dolayı bir insanın bu ilmin hepsini öğrenme şansı yoktur.Fa- kat toplum içerisinde bölüm bölüm bu ilimleri öğrenip öğre- ten çok çeşitli meslek kurumları bulunmaktadır.Bunlar dok-tor  mühendis, öğretmen vb. gibi tahsil gerektiren ilimlerle birlikte çiftçilik,ayakkabıcılık,tamircilik vb gibi meslek ku-ruluşlarıdır.Bu tür ilimler öğrenildiği için toplumdan mesuli-yet kalkmış olur . Örnek verecek olursak; toplum içerisinde hiç doktor yetiştirilmezse bundan tüm toplum sorumludur.

VACİP : Yapılması, lüzum ve mecburi olan, fıkıhta  ise yerine getirilmesi her Müslüman için gerekli ve borç olup yapılmadığı takdirde günah olan  Allah’u Tealanın emirleri -dir.Yapılması zanni delil ile belli olan,terki caiz olmıyan iba-detlerdir.Vitir ve bayram namazı gibi.Vacibin hükmü de ye- rine getirilmesi bakımından farz gibidir.Yapan kişi sevap ka- zanır.Özürsüz bırakan suçludur.Kaza namazı kılanların vitir namazını da kılmaları gerekir.

SÜNNET : Sünnet, kelime olarak lügatte;adet haline gelmiş yol,iş,usul,kanun anlamına gelir.Fıkıhtaki tanımı ise Hz. Muhammed (sav) in farz ve vacip olmayarak yaptığı,pek

az terk ettiği işler ,ibadetlerdir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim de :

“ (Resulüm!)De ki: Eğer Allah’ı  seviyorsanız ba-na  uyunuz  ki Allah da sizi sevsin  ve  günahlarınızı  ba-ğışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

“De ki : Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez” 

                                                                   Al’i İmran 31,32

            İnsan için en mühim maksat,Cenab-ı Hakkın muhab- betine ve  sevgisine mazhar olmaktır.Bunun yoluda Resulul-lah (sav) a ittibadır ve sünneti seniyesine riayettir.

Yaşamış olduğumuz şu günlerde sünneti seniyeyi in- kar eden insanlar bulunmaktadır.Bunlar sadece Kur’an-ı Ke- rim’in kendileri için yeterli olduğunu savunmaktadırlar.Oy- saki ayetteki “De ki:Allah’a ve Resulüne itaat edin”ibare- siyle Resulullah (sav)a uyup benzememiz emredilmiştir.Bu tip düşüncelere itibar etmemek gereklidir.Çünkü emrolunan ibadetleri ancak Resulullah(sav)’ın tarifiyle yapabilmekteyiz.

Sünneti Seniyyeyi yerine getirenler Peygamberimizin (sav) şefaatine kavuşup sevabına nail olurlar. Manen derece- leri  yükselir. Terkeden bu sevaplardan ve şefaatten mahrum kalır. Sünneti terk edip inkar eden dinden çıkar. Kişinin iba-detten düşmesi imanını kaybetmesi söz konusudur.

Sünnetler kendi içinde ikiye ayrılır:

1)Sünneti gayri müekkede: Peygamber(sav) efendi-mizin ibadet maksadıyla ara sıra yapmış olduğu  amellerdir. Buna örnek verecek olursak;ikindi namazının sünneti ile yat- sı namazının ilk sünnetidir. Şu da bilinmelidir ki , gücü yetip de bu ibadetleri terk eden doğru bir iş yapmış olmaz.

2)Sünneti müekkede:Peygamber(sav)imizin çok sık devam edip,pek az terk etmiş olduğu sünnetlerdir.Yaptığı iş ve ibarelerdir. Bunlara örnek verecek olursak; sabah namazı-nın sünneti,öğle namazının sünnetleri,akşam namazının sün- neti, yatsı namazının son sünnetidir.Yolculukta olmadıktan sonra bu sünnetlerin terki yoktur.

Farz namazı borcu olanın nafile ve sünnet namazı kı- lamayacağı yolunda ortaya bir fikir atılmıştır.Bu kural Hane-fi meshebinde geçerli değildir. Rivayet edilen  hadiste Pey-gamber (sav)’imiz  “ Kul namazdan hesaba çekildiğinde farz namazları istenir, yeterli gelmezse vacibleri istenir, yeterli gelmezse sünnetleri istenir,yeterli gelmez ise nafi-leleri istenir ve namaz borcu tamamlanır”diye buyurmuş-lardır.Hadisten anlaşıldığı üzere ,samimiyetle kılınan hiçbir namaz boşa gitmez.

Başka bir görüşte ise  farz  namazı borcu  olanların sünnet namazı kılarken farz’ada niyet edilmesi şeklindedir. Oysaki bir niyet bir ameldir.İki niyetle bir amel işleyemezsi-niz.Dolayısıyle sünnetide terk etmiş olursunuz.

HADİS : Sözlükte her söylenişinde yeni haber gibi dinlenmeye layık Peygamber(sav)imizin sözü,emri ve hare-ketidir. İbadetimizin ve yaşamımızın İslami açıdan devamı için Peygamber(sav)imizin hadislerine ihtiyaç duyulmakta-dır. Kur’an-ı Kerim’ de namaz kılmamız emredilmiş  fakat    nasıl kılmamız gerektiği belirtilmemiştir.

Rivayete göre Hadisi şerifte Peygamber(sav)’imiz:

Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız öyle na- maz kılınız.”Sözünden yola çıkarak namaz ibadetimizi yap-maktayız. Yaşamımızı İslam dinine göre devam ettirebilme-miz için hadislerin dışına çıkmamakta fayda vardır.

Hadisler kendi aralarında da gurup guruptur:

KUTSİ HADİS : Manası Allah Tealaya,sözleri Hz.  .Peygambere (sav) ait olan hadistir.Bir rivayetin kutsi hadis olduğu,başındaki ifadeden anlaşılır.Bu tür hadisler genellik-le,    “Allah Resulünün rivayet ettiğine  göre Allah teala buyurdu ki ……..” veya

            “ Allah’ın Resulü,Rabb’inden rivayetle buyurdu ki……” şeklinde başlar.

Bu sözler Cenab-ı Hakkın Peygamberimize (sav) bil-dirdiği ayeti Kerime olmıyan ibarelerdir.

SAHİH HADİS : Hadisi rivayet edenlerin güvenilir, senedi (belgesi) kopuksuz,metni Kur’an’a uyan,akli ilkelere uygun,Hz.Peygamber(sav)dönemindeki tarihi verilere aykırı düşmeyen hadistir.

UYDURMA (MEVZU) HADİS:Hz.Peygamber(sav) in söylemediği ancak  çeşitli nedenlerle, bazı insanların ona dayandırdıkları sözlerdir.Kendilerine çıkar sağlamak için in- sanların ortaya attıkları hadislerdir.

CAİZ : Dince yapılması yasak sayılmayan şey  de-

mektir.    

FASIK : Günahkar,Allah Tealanın emirlerine karşı zıt hareket eden, büyük günah  işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.

MEKRUH : Sözlükte sevilmeyen ,hoş görülmeyen şey demektir.Şeriatın haram etmediği yasaklığı sabit olmak-la beraber zaruret olmadan yapılmasına izin vermediği zan-na dayanan delil ile işlenmesi caiz olmayan iş.

MENDUB : Yapılması beğenilen iş,şeriatın yasak et-mediği veya  emretmediği iş olmakla beraber  yapılmasında sevap olan amel.

MÜSTEHAB : Sevilmiş şey, yapılması sevaplı olan Peygamber ( sav ) efendimizin bazen yapıp bazen terk ettiği şeydir.Farz ve vacib’in dışındaki sevaplı iş.

Anlattığımız bu kelimelerin dışında bir çok  kelime-lerde kullanılmaktadır.Hiç bir dilde değiştirilemeyen bu ke- limeler ibadette ve  sohbetlerde çokça  kullanıldığı için  ve üzerinde  yorum  yapıldığından  dolayı sizlere  anlatmakta fayda görülmüştür.    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NAAT-I ŞERİF

SEGAH İLAHİ

 

 

Bu aşk bir bahr-i umandır.

Buna haddü kenar olmaz

Delilim Sırrı Kur’andır

Bunu bilende ar olmaz.

 

Süre geldik ezeliden

Pirim “Muhammed Ali”den

Şerab-ı lamezaliden

İçenler de humar olmaz.

 

Eğer aşık isen yare

Sakın aldanma ağyare

Düş İbrahim gibi nare

Bu gülşende yanar olmaz.

 

Kıyamazsan baş u cana

Uzak dur girme meydana

Bu meydanda nice başlar

Kesilir hiç soran olmaz

 

Hak ile Hak olanlara

Kendi özün bilenlere

Dost yolunda ölenlere

Kan bahası dinar olmaz.

 

 

 

 

 

 

Biz aşıkız biz ölmeyiz

Çürüyüp toprak olmayız

Karanlıklarda kalmayız                                                                     Bizeleyl-ü nehar olmaz

 

Bak şu Mansurun işine

Halkı üşürmüş başına

“Enel Hak” ın firaşına

Düşenler de timar olmaz

 

İşte bu sırr-ı Kur’andır

Küllü men aleyha fandır.

İki kapılı bir handır

Konana göç karar olmaz.

 

Seyfullah sözünde mestdir

Şeyhinden aldığı desttir

Divanera kalem nistdir

Ne söylese kınar olmaz.

Seyyid Seyfullah (ks)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       EVRAD                   

             بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

         آللَّهُمَّ اَنْتَالسَّلَامُ  َومِنْكَ السَّلَا مُ واِ لَيْكَ

َيَعُودُالسَّلَامُ فَحَيِّنَارَبَّنَا بِالسَّلَامِ َواَدْخِلْنَادَارَكَ دَارَالسَّلَامِ تَبَارَكْتَ رَبََّنَابِالسَّلَامِ وَتَعَالَيْتَ لَكَ

الْحَمْدُ يَا ذَاالْجَلَا لِ وَاْلِاكْرَامِ سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْ

نَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَامَعْبُودُ سُبْحَانَكَ مَاعَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَمَعَرُوفُ اَلْحَمْدُلِلَّهِ عَلَى التَّوْفِيقِ

وَاَسْتَغْفِرَاللهَ عَلَىالتَّقْصِيرِ اَشْهَدُ اَنْ لَااِلَهَ اِلَّاللهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًاعَبْدُهُ وَرَسُولُهُ لَااِلَهَ اِلَّااللهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَهُوَحَيٌّ لَايَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَعَلَي كُلِّ شَئٍْ قَدِيرٌ لَااِلَهَ اِلَّااللهُ لَهُ النَِّعْمَتُ وَلَهُ الْفَضْلُ وَلَهُ الثًّنَاءُالْحَسَنُ لَااِلَهَ اِلَااللهُ صَاحِبُ اْلوَحْدَانِيَّةِالْقَدِيمِيَّةِاْلَازَلِيَّةِاْلَاَبَدِ َيَّةِ لَااِلَهَ اِلَّاللهُ وَلَانَعْبُدُاِلَّااِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْكَرِهَ اْلكَافِرُونَ اَلَّلهُمَّ لَامَانِعَ لِمَااَعْطَيْتَ وَلَامُعْطِيَ لَمِامَنَعْتَ وَلَاهَادِيَ لِمَااَضْلَلْتَ وَلَامُضِلَّ لِمَاهَدَيْتَ وَلَارَادَّلِمَاقَتَيْتَ وَلَا مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ وَلَايَنْفَعُ ذَاالْجَدِّمِنْكَالْجَدُّ  بِسْمِ اللهِ الَّذِى لَايَضُرُّمَعَ اَسْمِهِ شَىْءٌفِىاْلَارْضِ وَلَافِالسَّمَاءِوَهُوَالسَّمِعُ الْعَلِمُ بِسْمِ اللهِ عَلَى نَفْسِىوَدِينِى بِسْمِ اللهِ عَلَى اَهْلِى وَمَالِى بِسْمِ اللهِ عَلَىمَااَعْطَانِى رَبِّى اَللهُ رَبِّى وَلَااُشْرِكُ بِهِ شَيْءًا اَللهُ اَعَزُّوَاَجَلُّ مِمَّا اَحَافُ وَاَحْذَرُعَزَّجَارُكَ وَجَلُ سَنَاؤُكَ وَتَقَدَّ سِتْ اَسْمَاؤُكَ وَلَااِلَهَ غَيْرُكَ اَلَّلهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّنَفْسِى وَمِنْ شَرِّغَيْرِى وَمِنْ شَرِّكُلِّ جَبَّارٍعَنِيدٍ وَمِنْ شَرِّكُلِّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ اِنَّ وَلِيَّىَ اللهُ الَّذِى نَزَّلَ الْكِتَا بَ وَهُوَيَتَوَلَى الَّصِالحِينَ فَاِنْ تَوَلَّوْافَقُلْ حَسْبِىَاللهُ لَااِلَهَ اِلَّاهُوَعَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْ شِ الْعَظِيمِ لَاِالَهَ اِلَّا هُوَالْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَا نَ اللهِ رَبِّ الْعَرْ شِ الْعَظِيمِ وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَااِلَهَ اِلَّااللهُ وَحْدَهَ لَاشَرِيكَ لَهُ اِلَهًا وَاحِدًااَحَدًافَرْدًا صَمَدًا وِتْرًارَبًّا لَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدً ايَامَنْ لَايَشْغَلُهُ سَمْعٌ  عَنْ سَمْعٍ يَامَنْ لَاتَحْتَلِفُ عَلَيْهِ الَّلغَاتُ اَذِقْنَابَرْدَعَفْوِكَ وَحَلاَوَةَ مَغْفِرَتِكَ اَعُوذُبِاللهِ مِنْ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ   وَاِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌلَااِلَهَ اِلَّا هُوَ الرًّحْمَنُ اْلرَّحِيمُ  * اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَالْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَأَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَاوَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُمِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِاسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ*اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِوَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَاخَالِدُونَ   لِلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ  كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ

وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَاوَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ  تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ * رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ  رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ * الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالأَسْحَارِ *  شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ * إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ * قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ*

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ*هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ* وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ*

        بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

 يس*وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ *إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ *عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ *تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ * لِتُنذِرَ قَوْماً مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ * لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ * إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ * وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدّاً

وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدّاً فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ * وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ * إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ * إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ *

وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ *إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ * قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ * قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا

إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ * وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ *قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ * قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِنْ ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ * وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ * اِتَّبِعُوا مَنْ لااَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْراً وَهُم مُّهْتَدُونَ * وَمَا لِي لاَ أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ * أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً وَلاَ يُنقِذُونِ * إِنِّي إِذاً لَّفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ * إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ * قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ * بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ * وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِنْ جُندٍ مِّنَ السَّمَاءِ وَمَا

كُنَّا مُنزِلِينَ * إِنْ كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ* يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِنْ رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون * أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنْ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ * وَإِنْ كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ* وَآيَةٌ لَّهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبّاً فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ * وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ * لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ * سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ * وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ

فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ * وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ * وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ * لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ *وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ *وَخَلَقْنَا

لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ * وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ * إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعاً إِلَى حِينٍ * وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ *وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ* وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَّوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ * وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ* مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ* فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ *وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ* قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ * إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ * فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئاً وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ * إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ * هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ

فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ * لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ * سَلَامٌ قَوْلاً مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ * وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ * أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ * وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ * وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلّاً كَثِيراً

أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ * هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ* اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ * الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ * وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ * وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيّاً وَلَا يَرْجِعُونَ

* وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ *

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ* لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ *أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَاماً فَهُمْ لَهَامَالِكُونَ * وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ *

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ * وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ * لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ * فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ * أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا

خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ * وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ * قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ* الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَاراً فَإِذَا أَنتُم

مِّنْهُ تُوقِدُونَ * أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ *إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ * فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ *

        بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ* وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ * لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ * لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعاً مُّتَصَدِّعاً مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ * هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأََسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ * وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَ جًاوَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَايَحْتَسِبُ وَ مَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللهَ بَالِغُ اَمْرِهِ قَدْجَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَئٍْ قَدْرًا *  وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ * وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

لِمَنْ شَاءَمِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقِيمَ*وَمَاتَشَاؤُنَ اِلَّا اَنْ يَشَاءَالَّلهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ*وَاللهُ مِنْ وَرَاءِهِمْ مُحِيطٌ بَلْ هُوَقُرْأَنٌ مَجِيدٌ*فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٌ*اِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا*وَاَكِيدُ كَيْدًا*فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا*

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى * وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى * وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى *إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى * فَأَمَّا مَن أَعْطَى وَاتَّقَى * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى *

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى * وَأَمَّا مَن بَخِلَ وَاسْتَغْنَى * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى* فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى * وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى * إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَى * وَإِنَّ لَنَا لَلْآخِرَةَ وَالْأُولَى * فَأَنذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظَّى *لَا يَصْلَاهَا إِلَّا الْأَشْقَى * الَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلَّى * وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى * الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى * وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَى * إِلَّا ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى * وَلَسَوْفَ يَرْضَى*

        بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَالضُّحَى * وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى *وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ الْأُولَى * وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى * أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيماً فَآوَى * وَوَجَدَكَ ضَالّاً فَهَدَى * وَوَجَدَكَ عَائِلاً فَأَغْنَى * فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ* وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ * وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ*

        بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ * وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ * الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ * وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ * فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً * فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ * وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ  *

        بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ * وَطُورِ سِينِينَ * وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ *لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ * ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ* إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ *فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ * أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ*

       بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ * رَسُولٌ مِّنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفاً مُّطَهَّرَةً *

فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ * وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَةُ * وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاء وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ * إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ * إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ *جَزَاؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ*

          بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا * وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا* وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا * يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا *بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا * يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتاً لِّيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ * فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراًيَرَهُ * وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ*

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ * فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ *

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ*

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ * لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ *

وَلَا أَنتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ * وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ *وَلَا أَنتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ * لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ*

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ * وَرَأَيْتَ النَّاسَ

يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجاً * فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً*

                 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ * مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ *سَيَصْلَى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍ * وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ * فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍ *

               بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ * اَللَّهُ الصَّمَدُ * لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ * وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ*

                 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ * مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ * وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ * وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ * وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَد*َ

                بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ * مَلِكِ النَّاسِ * إِلَهِ

النَّاسِ * مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ * الَّذِي

يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ *مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ *

              بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ *الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ * مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ *إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ * اِهْدِنَــــاالصِّرَاطَ المُستَقِيمَ * صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيهِمْ

وَلاَ الضَّالِّينَ*

          بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

الم * ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ * الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ * والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ * أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ*

اَلْحَمْدُ لِلََّهِ الَّذِى اَحْيَا نِى بَعْدَ مَااَمَا تَنِى وَرَدَّاِلَىَّ رُوحِي وَاِلَيْهِ النُّشُورُ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى نَوَّرَقَلْبِى بِنُورِاْلهُدَى   وَجَعَلَنِى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَلَمْ يَجْعَلْنِى مِنَ الضَّالِينَ اَلْحَمْدُلِلَّهِ الَّذِى اَذْهَبَ اْللَيْلَ مُظْلِمًا بِقُدْ رَتِهِ وَجَاءَبِالنَّهَارِ مُبْصِرًابِرَحْمَتِهِ خَلْقًاجَدِدًاوَمُلْكًاكَبِيرَاوَنَحْنُ اِلَيْهِ صَاءِرُونَ   اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الًّذِى اَكْرَمَنِى بِالسُنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ وَلَمْ يَجْعَلْنِى مِنْ اَ هْلِ اْلهَوَى وَاْلبِدْعَةِ   اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي سَتَرَعَلَيَّ عَوْرَتِى اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِىلَمْ يَجْعَلْ رِزْقِى فِى يَدِغَيْ رِهِ   اَلْحَمْدُلِلَّهِ الَّذِىجَعَلَنِى مِنْ اُمَّةٍ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلَوةُ وَالسَّلاَمُ اَصْبَحْتُ وَاَصْبَحَ اْلمُلْكُ لِلَّهِ   وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَالْعَظَمَةُ لِلَّهِ وَالْقُدْ رَةُ لِلَّهِ  وَالْكِبْرِيَاءُلِلَّهِ وَالْعِزَّةُ لِلَّهِ وَالْجَلاَلُ لِلَّهِ وَالْجَبَرُوتُ لِلَّهِ وَالسُلْطَانُ لِلَّهِ الْوَاحِدِالْقَهَّرِ بِهِ اَصْبَحْتُ وَبِهِ اَمْسَيْتُ وَبِهِ اَحْيَا وَبِهِ اَمُوتُ وَاِلَيْهِى الْبَعْثُ وَالنُّشُورُرَضِيْتُ بِاللهِ رَبًّا وَبِالْاِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَسُولًاوَنَبِيًّا وَبِالْكَعْبَةِ قِبْلَةً وَبِالصَلَوةِ فَرِيضَةً وَبِالْقُرْاَنِ اِمَامًا وَبِالصِّدِيقِ وَالْفَارُوقِ وَذِىالنُّورَيْنِ وَالْمُرْ تَضَى رِضْوَانُ اللهِ تَعَالَى عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ اَءِمَّةً وَبِحَلاَ لِ اللهِ تَعَالَ حَلَالاً

بِحَرَامِ اللهِ تَعَالَى حَرَامَاوَبِالْجَنَّةِتَوَّ ابًا بِالنَّارِعِقَابًا مَرْحَبًا مَرْحَبًا بِالصَّبَاحِ الْجَدِيدِ بِالْيَوْمِ السَّعِيدِ   وَبِالْمَلَكَيْنِ الْكِرَ امَيْنِ لَكَاتِبَيْنِ الْعَادَ لَيْنِ الْحَافِظَيْنِ الشَّا هِدَيْنِ مَاكُمَااللهُ تَعَالَى اُكْتُبَافِى غُرَّةِ  يَوْمِنَاهَذَا اَوَّلِ صَحِيفَتِنَا اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلَهَ اِلَّااللهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ  وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًاعَبْدُهُ وَرَسُلُهُ عَلَى هَذِ هِ الشَّهَادَةِ نَحْيَاوَعَلَيْهَا وَتُ وَ عَلَيْهَا نُبْعَثُ غَدًا اِنْ شَاءَاللهُ تَعَالَى اَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَااِ لَهَ اِلَّااللهُ لِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَاشَاءَاللهُ وَلِكُلِّ نِعْمَةِ   اَلْحَمْدُ للهِ وَلِكُلِّ رَ خَاءٍاَلشُّكْرُ لِلَّهِ وَلِكُلِّ اَعْجُوبَةِ سُبْحَانَ اللهِ وَلِكُلِّ ذَنْبٍ اَسْتَغْفِرُ ا للهَ وَلِكُلِّ ضِيقٍ حَسْبِيَ اللهُ وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّااِلَيْهِ رَاجِعُونَ وَلِكُلِّ قَضَاءٍوَقَدَ رٍتَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَاحَوْلَ وَلَاقُوَّةَ  اِلَّابِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

اَعُوذُبِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ*

الَرَّحْمَنُ   اَلرَّحِيمُ   اَلْمَلِكُ   اَلْقُدُّوسُ   اَلسَّلاَمُ   اَلْمُؤْمِنُ   اَلْمُهَيْمِنُ   اَلْعَزِيزُ   اَلْجَبَّارُ   اَلْمُتَكَبِّرُ   اَلْخَالِقُ   اَلْبَارِئُ   اَلْمُصَوِّرُ   اَلْغَفَّارُ   اَلقَهَّارُ   اَلْوَهَّابُ   اَلرَزَّاقُ   اَلْفَتَّاحُ   اَلْعَلِيمُ   اَلْقَابِضُ   اَلْبَاسِطُ   اَلْخَافِضُ   اَلرَّافِعُ   اَلْمُعِزُّ   اَلْمُذِلُ   اَلسَّمِيعُ   اَلْبَصِيرُ   اَلْحَكِيمُ   اَلْعَدْلُ   اَلَّلطِيفُ   اَلْخَبِيرُ   اَلْحَلِيمُ   اَلْعَظِيمُ   اَلْغَفُورُ   اَلشَّكُورُ   اَلْعَلِىٌّ   اَلْكَبِيرُ   اَلْحَفِيظُ   اَلْمُقِيتُ   اَلْحَسِيبُ   اَلْجَلِيلُ   اَلْكَرِمُ   اَلرَّقِيبُ   اَلْمُجِيبُ   اَلْوَسِعُ   اَلْحَكِيمُ   اَلْوَدُودُ   اَلْمَجِيدُ   اَلْبَاعِثُ   اَلشَّهِيدُ   اَلْحَقُّ   اَلْوَكِيلُ   اَلْقَوِىُّ   اَلْمَتِينُ   اَلْوَلِىُّ   اَلْحَمِيدُ   اَلْمُحْصِى   اَلْمُبْدِئُ   اَلْمُعِيدُ   اَلْمُحْيِى   اَلْمُمِيتُ   اَلْحَىُّ   اَلْقَيُّومُ   اَلْوَاجِدُ   اَلْمَاجِدُ   اَلْوَاحِدُ   اَلصَّمَدُ   اَلِقَادِرُ   اَلْمُقْتَدِرُ   اَلْمُقَدِّمُ   اَلْمُؤَخِّرُ   اَلَْاَوَّلُ   اَلْاَخِرُ   اَلظِّاهِرُ   اَلْبَاطِنُ   اَلْوَالِى   اَلْمُتَعَالِى اَلْبَرُّ   اَلتَّوَّابُ   اَلْمُنْتَقِمُ   اَلْعَفُوُّ   اَلرَّؤُفُ        مَالِكُ الْمُلْكِ   ذُوالْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ   اَلْمُقْسِطُ اَلْجَامِعُ   اَلْغَنِىُّ   اَلْمُغْنِى   اَلْمَانِعُ   اَلضَّارُّ   اَلنَّافِعُ   اَلنُّورُ   اَلْهَادِى   اَلْبَدِيعُ   اَلْبَاقِى اَلْوَارِثُ   اَلرَّشِيدُ   اَلصَّبُيرُ

اَلّاََذِى  لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَئٌْ فِى الََْاَرْضِ وَلاَفِى السَّمَا ءِوَهُوَالسَّمِيعُ الْبَصِيرْ  هُوَمَوْلَينَا وَاِلَيْهِ الْمَصِيرْ نِعْمَ ا لْمَوْلَى وَ نِعْمَ الْنَصِيرْ غُفْرَانَكَ رَبنَّا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرْلاَاُ حْسِى ثَنَا ءًعَلَيْكَ اَنْتَ كَمَااَثْنَيْتَ عَلَىْكَ نَفْسِكَ جَلَّ وَجْهُكَ وَعَزَّجَارُكَ  وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ  وَتَقَدَّ سَتْ اَسْمَا ؤُكَ وَصَفَاتُكَ  وَلَااِلَهَ غَيْرُكْ يَفْعَلُ اللهُ مَايَشَاءُبِقُدْرَتِهِ وَيَحْكُمُ مَايُرِيدُبِعِزَّتِهِ اَلَّلهُمَّ بِحُرْمَتِ هَذِهِ السَّاعَتِ لْمُرُ جَّوةِ وَبِحُرْمَتِ حَذِهِ الْاَسْمَاءِالْحُسْنَى  وَبِشَرَفِهَا وَكَرَامَتِهَا وَدَواعِيهَا وَمَعَانِهَا اَلَّلهُمَّ اجْعََلْ لِىصَبَاحًاصَبَالِحًامَيْمُونًامُبَارَكًالاَخَاذِيًاوَلاَقَادِحًا اَلَّلهُمَّ اجْعَلْ اَوَّلَ يَوْمِنَاهَذَاصَلاَحًا وَاَوْصَطُهُ فَلَاحًا وَاَخِرَهُ نَجَا حًا اَللَّهُمَّ اِنَّ هَذَا حَلْقٌ جَدِ يدٌ فَافْتَحْهُ عَلَىَّ بِطَاعَتِكَ وَاخْتِمْهُ لِى بِمَغْفِرَتِكَ وَرِضْوَانِكَ وَارْزُقْنِى فِيهِ حَسَنَتً تَتَقَبَّ لُهَا مِنِّى وَتُزَكِّهَيا وَتُضَعِّفُهَالِى وَمَا عَمِلْتُ فِيهِ مِنْ سَىِّءََةٍ فَاغْفِرْهَا لِى اِنَّكَ غَفُورٌرَحِيمْ وَدُودٌكَرِيمٌ اَلَّلهُمَّ   اِنِّى اَصْبَحْتُ لَااَسْتَطِيعُ دَفْعَمَااَكْرَهُ وَلاَاَمْلِكُ نَفْعَ مَااَرْجُواوَاَصْبَحَ اْلَامْرُبِيَدِغَيْرِى  وَاَصْبَحْتُ مُرْتَهِنًا بِعَمَلِى  وَلَافَقِيرَاَفْقَرَمِنِّى اَلَّلهُمَّ لَاتُشْمِتْ بِى عَدُوِّى وَلَاتَسُؤْبِى صَدىِقِى وَلَا تَجْعَلْ مُسِيبَتِى فِى دِينِى وَلَتَجْعَلِ الدُّ نْيَا اَكْبَرَ هَمِّى وَلَامَبْلَغَ عِلْمِى وَلَا تُسَلِّطْ عَلَىَّ مَنْ لاَيَرْ حَمُنِى اَلَّلهُمَّ اِنَّكَ تَعْلَمُ سِرِّى وَعَلَانِيَتِى فَا قْبَلْ مَعْذِ رَتِى وَتَعْلَمُ حَاجَتِى فَاَعْطِنِى سُؤْلِى وَتَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى فَغْفِرْلِى ذُ نُوبِى فَاِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الُّذنُوبَ اِ لَّااَنْتَ  اَلَّلهُمَّ اِنِّى اَسْءَلُكَ اِمَيانًايُبَاشِرُ قَلْبِى وَيَقِينًاصَادِقًاحَتَّي اَعْلَمَ اَنَّهُ لَنْ بُصِيبَنِى اِلَّامَاكَتَبْتَهُ عَلَيَّ فَاَرْضِنِىبِمَاقَسَمْتَهُ لِى اَلَّلهُمَّ اِنِّى اَسْءَلُكَ بِاَنَّكَ سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ يُُسَبِّحُ لَكَ سَوَادُالَّليْلِوَضَوْءُاُلنَّهَارِوَشُعَاءُاشَّمْسِ وَنُورُالْقَمَرِ وَدَوِىُالْمَاءِوَحَفِيفُ الشَّجَرِ وَنُجُومُ السَّمَاءِوَتُرَا بُالْاَرْضِ وَصُخُورُالْجِبَالِ وَرِمَالُ الْقِفَارِِ وَاَمْوَا جُ الْبِحَارِوَدَوَابُّ الْبَرِّوَالْبَحْرِ وَاَسْءَلُكَ بِاَنَّكَ صَمَدٌ فَرْدٌ فِى السَّمَاءِعِزُّكَ وَفِى اْلَارْضِ قَضَا ؤُكَ  وَعَلَى الْْعَرْ شِ جَلَالُكَ وَفِى الْجَنَّةِرَحْمَتُكَ وَفِى جَهَنَّمَ عَذَابَكَ وَالْمَلَءِكَةُ جُنُودُكَ يُسَبِّحُّونَكَ وَيُحَمِّدُ ونَكَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَلاَيَفْتُرُونَ   لَااِلَهَ اِلَّا  اَنْتَ لَكَ الْحَمْدُ اَنْتَالْحَنَّانُ الْمَنَّانُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَاْلَارْضِ يَاذَاالْجَلَالِ وَالْ اِكْرَامِ وَاَسْءَلُكَ بِاَسْمَا ءِكَ الْحُسْنَى وَالَاءِكَ الْعُلْيَا   وَبُرْهَانِكَ الْعَظِيمِ وَبِحُجَّتِكَ الْبَالِغَةِ وَبِكَلِمَاتِكَ التَّا مَّتِ اَن ْتَصْرِ فَ عَنِّّىثَرَّمَااُحْضِرَمِنَ اْلَاذَى وَشَرَّ مَااَخَافُ وَاَحْذَرُ  وَصَلَّىاللهُ عَلَىسَيِّدِنَامُحَمَّدٍ وَاَلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ   اَلَّلهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ ا لسَّبْعِ وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمْ    رَبَّنَاوَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍمُنْذِلَ التَّوْرَيةِ وَاْلِانْجِيلِ وَالزَّبُو رِوَالْفُرْقَانِ فَالِقَ الْحَبِّ وَالْنَوَى    اَعُوذُبِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ دَابَّةٍاَنْتَ اَخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّى عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمْ   اَنْتَالْاَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ وَاَنْتَ اْلَاخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَ كَ شَيْءٌ وَاَنْتَ الظَّا هِرُفَلَيْسَ فَوْ قَكَ شَىْءٌ  وَاَنْتَالْبَا طِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَىْءٌ اِقْضِ عَنِىا لدَّيْنَ وَاَغْنِنِى مِنَ الْفَقْرِ   اَلَّلهُمَّ اِنِّى اَسْءَلُكَ قَلْبًاخَاشِعًا وَاَسْءَلُكَ اِيمَانًا دَاِمًا وَاَسْءَلُكَ عِلْمَنْ نَفِعًا وَاَسْءَلُكَ َعَمَلاً صَالِحًا واَسْءَلُكَ يَقِينًا صَادِقًا وَاَسْءَلُكَ دِينًاقَيِّمًا وَاَسْءَلُكَ الْعَا فِيَةَ مِنْ كُلِّ بَلِيَّةٍ وَاَسْءَلُكَ تَمَامَ الْعَاقِبَةِ  وَاَسْءَلُكَ دَ وَامَ الْعَافِيَةِ  وَاَسْءَلُكَ الشُّكْرَعَلَىا لْعَافِيَةِ    اَلَّلهُمَّ اِنِّى اَسْءَلُكَ الْغِنَى وَالْعَا فِيَةَ وَالْمُعَافَاةَ فِىالدُّنْيَا وَاْلَاخِرَةِ   اَلَّلهُمَّ يَاعَالِمَ السِّرِّ وَالْخِفَيَّاتِ رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذَاالْعَرْشِ تُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِكَ عَلَي مَنْ تَشَاءُ مِنْ عِبَادِكَ غَا فِرَالذَّ نْبِ وَقَابِلَ التَّوْبِ شَدِ يدَالْعِقَابِ ذَىالطَّوْلِ لَااِلَهَ اِلَّااَنْتَ اِلَيْكَ الْمَصِيرُ   اَلَّلهُمَّ يَا هَادِيَ الْمُضِلِّينَ وَيَارَاحِمَ الْمُذْ نِبِينَ وَيَا مُقِيلَ عَثَرَ اتِ الْعَاثِرِينَ اِرْحَمْ عَبْدَكَ ذَاالْخَطَرِالْعَظِيمِ  وَالْمُسْلِمِينَ كُلَّهُمْ اَجْمَعِينَ وَاجْعَلْنِى مَعَ اْلَاحْيَاءِالْمَرْزُوقِينَ اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْنَبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَاشُّهَدَاءِوَالصَّا لِحِينَ   اَلَّلهُمَّ يَاغَنِىُّ يَا حَمِيدُ يَا مُبْدِ ئُ يَامُعِيدُ يَا رَحِيمُ يَاوَدُودُاَغْنِنِى بِحَلَا لِكَ عَنْ حَرَا مِكَ وَبِطَاعَتِكَ عَنْ مَعْصِيَتِكَ وَبِفَضْلِكَ عَنْ  مَنْ سِوَاكَ  اَلَّلهُمَّ اَرِنَاالْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتَّبَاعَهُ    وَاَرِنَاالْبَ طِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَااِجْتِنَابَهُ اَلَّلهُمَّ لَاتَكِلْنِى اِلَى نَفْسِى وَلَااِلَىاَهْوَاءِنَفْسِي   وَلَااِلَىاَحَدٍمِنْ خَلْقِكَ طَرْ فَةَعَيْنٍ وَلَااَقَلَّ مِْنْ ذَلِكَ   كُنْ لِىوَلِيًّا وَحَافِظًا وَنَاصِرًا وَعَوْنًا وَمُعِينًا   اَلَّلهُمَّ اغْفِرْلِىوَلِاَبَائِ وَاُمَّهَاتِىوَاِخْوَانِي وَعَشِيرَتِي وَلِاَقْرِبَائِ وَاَحِبَّائِ وَاُسْتَاذِى وَشَيْخِي وَلِمَنْ وَصَّانِي بِالدُّعَاءِالْخَيْرِ وَلِمَنْ عَلَّمَنِى حَقَّ الدُّ عَاءِ  وَلِمَنْ يَرْ جُو بَرَ كَةَ دُعَاءِمِنَ اْلَاحْيَاءِوَاْلَامْوَاتِ بِرَحْمَتِكَ يَاسُبْحَانُ يَا سُلْطَانِ وَيَامَنْ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُو لَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًااَحَدٌ      اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِ نَامُحَمَّدٍ وَعَلَى اَلِ سَيِّدِ نَامُحَمَّدٍ  اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِ نَا وَ نَبِيِّنَا وَ حَبِيبِنَا مُحَمَّدٍ فِاْلاَ وَّلِينَ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ نَا وَنَبِيِّنَ وََحَبِيبِنَ مُحَمَّدٍ فِى اْلاَخِرِينَ وَصَلِّ و سَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ نَاوَ نَبِيِّنَا وَحَبِيبِنَا مُحَمَّدٍ فِى كُلِّ وَقْتٍ وَحِينٍ

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ نَا وَ نَبِيِّنَاوَحَبِيبِنَامُحَمَّدٍ فِى   الْمَلاَءِالَْاَعْلَى اِلَى يَوْمِ الدِّ ينِ وَسَلِّمْ صَلِّ عَلَى سَيِّدِ نَاوَنَبِيِّنَاوَحَبِيبِنَامُحَمَّدٍ حَتَّى تَرِثُالارْضَ وَ اَنْتَخَيْرُ الْ وَارِثِينَ وَ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ نَاوَنَبِيِّنَا وَحَبِيبِنَ امُحَمَّدٍ وَ علَى جَمِيعِالْاَنْبِيَاءِوَالْمُرْسَلِينَ وَعَلَىمَلاَءِكَ تِكَ الْمُقَرَّبِينَ وَعَلَى اَهْلِ طَاعَتِكَ اَجْمَعِينَ وعَلَى   عِبَادِاللهِ الصَّالِحِينَ مِنْ اهْلِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرَضِينَ  وَرَضِىاللهُ عَنْ اَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ اَجْمَعِينَ    اَللَّهُمَّ اَنْتَ رَبِّى لاَاِلَهَ اِلاَّاَنْتَ خَلَقْتَنِ وَاَنَاعَبْدُ كَ وَاَنَا

عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَااسْتَطَعْتُ اَعُوذُبِكَ مِنْ شَرِّمَا صَنَعْتُ اَبُوءُلَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَاَبُوءُبِذَنْبِى فَاغْفِرْلِى ذُنُوبِى فَاِنَّهُ لاَيَغْفِرُالذُّنُوبَ اِلاَّ اَنْتَ جَلَّ رَبِّى وَقَدَ رَ عَزَّرَبِّى وَقَهَرَوَاللهُ غَفُورٌ لِمَنْ صَبَرَوَلَذِكْرُاللهِ اَكْبَرُ نِعْمَ الْحَافِظُ اللهُ نِعْمَ الْقَادِ رُا للهُ فَقَدَرْنَافَنِعْمَ الْقَادِرُونَ      اللَّهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنَ الْحَوْرِ بَعْدَالْكَوْرِ.      اللَّهُمَّ اِنِّى اَعُ ذُ بِكَ مِنْ اَنْ اُشْرِكَ بِكَ شَيْأً وَاَنَا    اَعْلمُ وَاسْتَغْفِرُكَ لِمَالاَاَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ عَلاَّمُ  الْغُيُوبِ. اَسْتَغْفِرُاللهَ الْعَظِيمَ . اَسْتَغْفِرُاللهَ مِنْ كُلِّ ذَ نْبٍ اذْ نَبْ تُهُ عَمْدًا اَوْخَطَأً اَوْسِرًّا اَوْعَلاَ نِيَةً وَاَتُوبُ اِلَيْهِ مِنَ  الذَّ نْبِ الَّذِى اَعْلَمُ وَمِنَ الذَ نْبِ الَّذِى لاَ اَعْلَمُ.     لاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ اِ لاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِمْ .              مَاشَـا ءَ اللهُ كَانَ وَمَالَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ . اَعْلَمُ اَ نَّ اللهَ علَى كُلِّ شَىْ ءٍ قَدِيرٌ . وَ اَنَّ اللهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ  شَىْءٍ عِلْمًا . فَاللهُ خَيْرٌحَافِظًاوَهُوَاَرحَمُ الرَّا حِمِينَ.

 وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَا لَمِينَ .

اَللَّهُمَّ ا جْعَلْ لِى نُورً فِى قَلْبِى ، وَنُورًفِى قَبْرِى،    وَنُورًابَيْنَ يَدَ ىَّ، وَنُورًا مِنْ خَلْفِى،وَنُرًاعَنْ يَمِينِى،  وَنُورًاعَنْ شِمَالِى ، وَنُارًامِنْ فَوْ قِى ، وَنُورًامِنْ تَحْتِى ، وَنُورًافِى سَمْعِى ، وَنُورًافِى بَصَرِى ، وَنُو رًافِى شَعْرِى ، وَنُورًافِى بَثَرِى ، وَنُورًافِى لَحْمِى،  وَنُورًافِى دَمِى ، وَنُورًافِى عِظَامِى ،               اَللَّهُمَّ اَعْظِمْ لِى نُورًا ، وَجْعَلْنِى نُورًا                اَللَّهُمَّ اجْعَلْ فِى قَلْبِى نُورًا ، وَفِى لِسَانِى نُورًا ، وَفِى بَصَرِى نُورًا ، وَفِى سَمْعِى نُورًا، وَعَنْيَمِينِى  نُورًا ، وَعَنْ يَسَارِى نُورًا ، وَ مِنْ فَوْقِى نُورًا ،  وَمِنْ تَحْتِى نُورًا ، وَمِنْ امَامِى نُورًا ، وَمِنْ خَلْفِى نُورًا ، وَاجْعَلْلِى فِى نَفْسِى نُورًا ، وَاَعْظِمْلِى نُورًا  اللَّهُمَّ ارْحَمْوَتَحَنَّنْ عَلَى سَيِّدِى وَسَنَدِى وَمُعْتَمَدِى ، وَمَكَانِ الرُّوحِ مِنْ جَسَدِى ، وَزَخِيرَةِ يَوْمِى وَغَدِى

مَوْلاَنَامُحَمَّدْ جَلاَلِ الْحَقِّ وَالْمِلَّةِ وَالدِّينِ ، مَتَّعَنَا اللهُ بِسِرِّهِ الْمُبِينِ ، وَعَلَى اَبَاءِهِ وَاُمَّهَاتِهِ ، وَاجْدَادِهِ وَاَوْ لاَدِهِ وَخُلَفَاءِهِ ، وَفُقَرَا ءِهِ وَاَحِبَّاءِهِ اِلَى يَوْمِ الْحَشْرِ  وَالْقَرَارِ .  بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ              وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَلَمِينَ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın